Sevil DOLMACI sitesine hoşgeldiniz

http://www.sevildolmaci.com/tr/proje/sanatci-konusmasi-elgiz-muzesi-loris-cecchini
15. İstanbul Bienali’ne paralel etkinlik olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’de 12 Eylül-2 Kasım 2017 tarihleri arasında “Seed Syllables” isimli bir sergi gerçekleştirecek olan İtalyan sanatçı Loris Cecchini, 12. Contemporary Istanbul sanat fuarının VIP programı çerçevesinde, Elgiz Müzesi’nde bir sanatçı konuşması gerçekleştirecek. 13 Eylül 2017 Çarşamba günü saat 11:00’de Elgiz Müzesi’nde gerçekleşecek olan, Angelo Bucarelli’nin moderatörlüğünü yapacağı bu konuşmada Cecchini, İstanbul’daki sergisinde yer alacak eserlerinin yanı sıra kariyerinin ilk yıllarından bugüne kadar başta Elgiz Koleksiyonu olmak üzere tüm dünyada çeşitli kurumsal ve özel koleksiyonlarda yer almış ve sergilenmiş eserlerini anlatacak.
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/artisans-roportaj-sanat-danismanligi-uzerine

Yazı: Ahmet Rüstem

Sanatçı ve Sanat Danışmanı Arasında Bir Görüşme 

İstanbul gibi nabzı yüksek bir şehrin sanat piyasasına en hakim ismi kim dersek aklımıza ilk gelen kişi kesinlikle “O” olur. Başarılı akademik kariyerinin ardından, tüm deneyim ve bilgi birikimi ile Türkiye’nin uluslararası ilk sanat danışmanlığı şirketini kuran Sevil Dolmacı, sosyal medyada da sanatseverlerin en çok takip ettiği isimlerin başında geliyor.

Gidemediğimiz fuarları, özel sanat etkinliklerini ve sanatçı atölyesi ziyaretlerini bir sanat danışmanının gözünden görmek bana izleyici olarak farklı pencereler açıyor. Son zamanlarda ekonomik, politik nedenlerden dolayı durağan görünen sanat alanında sanat alım-satım piyasasının nasıl işlediği hakkında birinci ağızdan bilgi almak üzerine kurgulanmış röportajımız için kendisi ile Teşvikiye Narmanlı İş Merkezi’nde bulunan galeri olarak da hizmet veren çok amaçlı sanat mekanında görüştük.

Öncelikle bu bir sanatçı-sanat danışmanı arasında bir görüşme farkında mısınız? Bir sanatçının danışman ile çalışması ona ne kazandırır, ne kaybettirir?

Bir sanatçının sanat danışmanıyla çalışması aslında sanatçının kariyerinin ivme kazanması için çok önemli. Keza bu kurumsallaşmış isim diye nitelendirebileceğimiz sanatçılar için de geçerli, sadece genç sanatçılar için değil. Bir danışmanlık şirketi sanatçıların kariyerine nasıl bir ivme kazandırır diye sorarsanız da, danışmanlık şirketi öncelikle bugüne kadar yapılmış sanatçıya ait tüm sergi projelerini gözden geçiriyor, çizgisini belirliyor, pazarının ne durumda olduğunu tespit ediyor, pazarı toparlayabilmek için ona kariyerinde ivme kazandırabilecek sergi projeleri organize ediyor veya buna aracılık ediyor. Sergi projelerinin profesyonel bir şekilde yürütülmesini sağlıyor. Bunun için küratöryel bir düzenleme, kitap ya da katalog yapımında onu yönlendirme veya bunları organize edebilmek için aracılık etme, basın desteği, pazarını kontrol edebilmek adına pazarını müzayedelerde, satışlarda ve ikinci el pazarda tek elden satış yaparak toparlama, yatını yukarı çekme gibi pek çok açısı var. Ergin inan bizim için enteresan bir deneyim oldu. Gençleri hiç söylemiyorum bile çünkü gençlerde biz hakikaten daha hiç izleyiciyle profesyonel manada çok buluşmamış isimleri piyasaya kazandırdık. Mesela Elif Tutka bunlardan bir tanesi. Mustafa Özbakır, Meltem Sırtıkara, Kadir Akyol gibi sanatçılar büyük koleksiyonlara girdi. Kurumsal koleksiyonlarla çalıştığımız için onları bu anlamda da destekliyoruz. Çünkü çok büyük referanslar olduğu vakit sanatçılar çok daha çabuk bir şekilde kariyerlerinde ivme kazanabiliyorlar. Doğal olarak da, bizim o konuda en iyi örneğimiz Elif Tutka oldu. Sarp Evliyagil’in yeni açtığı Müze Evliyagil aldı Elif’in ilk işini. Daha henüz solo sergisi olmadan büyük koleksiyonlara gitti. Bunların içerisinde çok büyük isimler var. Diğer önemli projemiz de Ergin İnan projesiydi. Ergin İnan uzun yıllar bir kitabının olmasını çok arzu ediyordu. Dünden bugüne bütün eserleri toplayan bu kitabın yapılması için de Sevil Dolmacı Art Consultancy olarak çok çaba sarfettik. Doğru isimleri bir araya getirdik. O’na bu sergi ve kitapla beraber uzun zamandır kapsamlı bir sergi yapılmamıştı. Biz bu sergiyi organize ettik. Müzayedelerde ve ikinci el pazarda yatlarını kontrol etme yetkisine ulaştık çünkü artık eserler atölye dışında sadece Sevil Dolmacı Art Consultancy’den temin edilebiliyordu. Biz iki buçuk yıllık süreçte kurumsallaşmış isim olarak Ergin İnan’da genç isim olarak da Elif Tutka’da güzel bir başarı yakaladık.

Peki alıcı neden sanat danışmanı ile çalışmalıdır?

Alıcı birçok nedenden dolayı sanat danışmanı ile çalışmalıdır. Biz sadece “bu eseri al, öbür eseri alma” diye kir verip ya da, “elimizdeki sanatçıların eserlerini alın” ya da “bunlar daha iyidir” gibi tavsiyeler vermiyoruz. Öncelikle piyasa ve sanat tarihi konusunda bilgilendiriyoruz. Bir eseri neden almalı ya da o sanatçının o eserini neden almamalı, bunu da anlatabiliyoruz. Mesela Ömer Uluç’un 80’li yıllarda yaptığı eserler. Bunlar 90’lı ve 2000’li yıllarda ürettiklerine göre daha pahalı. Yeni koleksiyon yapmaya başlamış bir isim neden 80’leri almalı, neden 80’leri aldığında daha farklı bir yat veriyor, bunlar konusunda bilgisi yok. Keza sadece Ömer Uluç değil, Kemal Önsoy için de geçerli bu. Burhan Doğançay’ın neden kurdelesi alınır? Adnan Çoker’de ne yapması gerekir? Mavi dönemi nedir? Bulunabilir mi? Bunun gibi çok fazla sanat tarihi bakımından detay var. Ayrıca sanat tarihiyle örtüşen piyasa bilgileri var, bir de piyasayla örtüşmeyen sanat tarihi bilgileri var. Bunları biz alıcıya anlatıyoruz. Ama en son kararı onlara bırakıyoruz. Biz bu tavsiyeleri verdikten sonra hiçbir şekilde alıcıya bir baskı veya zorlama yapmıyoruz. Onun dışında eserine bir zarar mı geldi? Restorasyonla ilgili onlara danışmanlık hizmeti veriyoruz. Buna aracılık ediyoruz. Bünyemizde restoratörler var. Fiyat ekspertizliği mi istiyorlar? Bunun için onlara yat ekspertizliği raporu hazırlayabiliyoruz. Kurumumuzun böyle bir yetkisi var. Orijinallikle ilgili soru işaretleri mi var kafanızda? Orijinallik belgesini temin edebilmek için aracılık ediyoruz. Bizden bir eser çıktıysa da bu eserin bütün serti kaları ve belgelerini temin ediyoruz. Aslında piyasada aktif olarak her konuda danışmanlık hizmeti veriyoruz. Küratöryel bir düzenleme mi istiyor? Buna cevap verebiliyoruz. Davet mi düzenleyecek, koleksiyon kitabı mı çıkartacak? Koleksiyon kitabını çıkartması için A’dan Z’ye biz organize edebiliyoruz. Fotoğraf çekiminden kitap yazımına, kitabın tasarımından matbaasına kadar teslim edebiliyoruz. Yurtdışında bir eser mi beğendi? Ve dedi ki bize “pazarlığını yapar mısınız, ithalatını gerçekleştirebilir misiniz?” Kapısına kadar biz bunu temin edebiliyoruz. Ya da yurtdışından eser mi almak istiyor? Genç bir isime yatırım mı yapmak istiyor? Bu konuda ona tavsiyeler verebiliyoruz. Biz çağdaş sanata yönelmiş bir danışmanlık şirketiyiz çünkü uzmanlık alanımız bu. Ancak bizim sadece koleksiyon yönetimi, kurumlara koleksiyon yapmak, koleksiyonu yönetmek gibi ana işlerin dışında a’dan z’ye, teknikten uygulamaya kadar birçok konuda alıcıya danışmanlık hizmeti verebiliyoruz.

Yönettiğiniz onca özel koleksiyondan sonra kendi sanat danışmanlık şirketinizi oluşturma kri nereden çıktı? Bir ihtiyaç/ eksiklik olduğu kanısına mı vardınız?

Geçenlerde bir dergiye yazdığım yazıda bunun nedenlerini de açıkladım. Ama burada da küçük bir şekilde söyleyebilirim. Bir defa yurtdışıyla ilişkilerim çok sıkıydı ben DEMSA koleksiyonunda çalışırken. 2013- 2015 yılları arasında çok sık seyahat ettim. Valizim hep topluydu. Bütün fuarları gezip, bütün sergilere koşturuyordum Amerika’dan Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki önemli sanat etkinliklerine kadar. O esnada tabii ki tanıştığım, konuştuğum, iş yaptığım ya da yapmak için istişarelerde bulunduğum çok önemli isimler vardı. Bu isimlerden bir tanesi benim çok dikkatimi çekmişti. 2009 yılında verdiğim bir röportajda da aslında bu var. O zamanki hayalim de buydu. Ben Sandy Heller diye biriyle tanıştım. Benden bir yaş büyük bir beyefendi. O zamanlar o da Amerika’nın o günlerde çok ihtişamlı alımlar yapan bir hedge fon yöneticisi olan Steve Kohen’le çalışıyordu. Bu bir şirketti. Bu şirket aylar öncesinden ekiple beraber bütün fuarlara hazırlanıyorlardı. Fuarlarda yer alan galeriler onlar için özel gösterimler yapıyorlardı. VIP’den önceki First Choice ön gösterimde bunlar zaten çoktan alımlarını ilk dakikada bitirmiş bir ekipti. Bu bende çok fazla hayranlık uyandırdı o vakit. Keza ben de çok önemli bir alıcının yanında çalışıyordum. Benim işim de kolaydı bir tara an çünkü böylesine büyük tecrübeler elde etme olanağı buldum. Sonrasında ben bu kri kafama yatırmışken Christie’s’in başındaki Amy Capellazzo bir danışmanlık şirketi kurdu. Kısa bir süre sonra da Sotheby’s bu danışmanlık şirketini 85 milyon dolara satın aldı. Sonrasında büyük galeriler kendilerine kurumsal yapıda çalışmış profesyoneller alarak sanat danışmanlık departmanları kurmaya başladılar. Bu da şunun altını çiziyor, sanat piyasasında profesyonellik eskiye oranla ayırt edici bir özellik olmaya başlamıştı ve Türkiye için de bu çok gerekli ve ihtiyaç olan bir şeydi. Biz de bu sistemi kurmaya karar verdik Türkiye’de. Daha önce çalıştığım kurumlar önemli kurumlar olduğu için referanslarım kuvvetli olarak başladım. Bu yüzden şu an çalıştığım koleksiyonlar bunlara eklemlendi. Kısa sürede güzel bir koleksiyoner kitlesiyle ve iyi bir sanatçı ve ekiple beraber aslında 2009’dan beri hayal ettiğim bir şeyin içinde buldum kendimi. O yüzden de mutluyum. Kısacası bu bir ihtiyaçtı. 

Danışmanlık verdiğiniz birey/kurumlar arasında farklar oluştu mu? Yeni koleksiyoner oluşumunda bir katkısı oldu mu bu danışmanlık şirketinin?

Aslında o dergiye yazdığım şeyleri siz de sormuşsunuz. Demek ki bugünün gündemi bu bir tara an. Son dönemde çıkan yeni bir kitap var; o da bunların altını çiziyor. Şu anki ortalama koleksiyoner yaşı 59 ama bugün dünyadaki devinimi sağlayan kitle 30-50 yaş arasındaki genç, aktif ve heyecanlı kitle. Biz de burayı açarken bu kitleyi hedef aldık. Şimdi baktığınızda benden kir almaya, her ha a belli bir saatini ayıran genç adamların bir çoğu yaşça benden küçük. Bunlar iyi eğitimler almışlar, belli ailelerin çocukları. Ama sanata daha az aşinalar, daha az bilgiye sahipler ve sizden bilgi almak için heyecan duyuyorlar. Bu hem nansal açıdan hem de vizyon açısından sizi geliştiren, heyecanlandıran ve daha aktif olmanızı sağlayan bir grup. Bu grubu Türkiye’de yakaladık. Bunun dışında tabii ki yine de büyük bütçeli işlere imza atan koleksiyonerler 50 yaş civarındakiler. 30 ile 45 arası çok akti er ancak bütçe olarak daha kısıtlılar çünkü aileye biraz daha bağlılar ama 50-55 yaş arasındaki yine genç diyebileceğimiz koleksiyoner kitlesi büyük alımlar yapan bir kitle.

Eserleri ya da sanatçıları seçtiğiniz belirli kriterler var mı?

Evet var. Ben sanatçıların arka planlarına çok önem veriyorum. İyi bir arka planlarının olması gerektiğini düşünüyorum. İkincisi, piyasada bir değeri olması gerektiğini benden önce en azından kurumsallaşmış olarak tanımladığımız isimlerde bir piyasa değeri, marka olmasını tercih ediyorum. Bu anlamda da portföyümü biraz daha genişletmek istiyorum çünkü çok çok iyi isimlerden talepler aldım. Bu beni çok mutlu ediyor. Gençlerdeki piyasa değerini aslında siz oluşturuyorsunuz. Ama iyi bir altyapısı, vizyoner bir kimliği olan, yani dünyanın farkında olan bir sanatçı pro li benim daha çok dikkatimi çekiyor açıkçası.

Uluslararası çalışan harika bir ekibiniz var. Bizi neler bekliyor?

Türkiye’de bu işin aslında iki tara ı bir hikayesi var maalesef. Normal bir danışmanlık şirketi olarak kaldığınız zaman belirli noktalarda yetemiyorsunuz sanatçının kariyerinde ivme kazanmasına. Niçin diye soracak olursanız, şimdi genel olarak Türkiye’deki galeriler sanatçıya yatırım yapmak için olanak bulamıyor, bunu genelleme olarak söylemiyorum. Yurtdışındaki fuarlara gitmek, kitap çıkarmak oldukça bütçeli. Bunlar çok ciddi işler. Doğal olarak da, herkesin kendine göre bir çizgisi var. Herkes her sanatçıyı kendi listesine ekleyabiliyor. Ama biz bir sanatçıyı aldığımız zaman onu sadece Türkiye’de değil (bizim böyle bir misyonumuz yok aslında- buna aracılık etme misyonumuz var) yurtdışı fuarlarında temsil ediyoruz. Ancak aracılık edebileceğimiz kurumlar az olduğu için Türkiye’de, biz kurumlara, galerilere bunun gibi ekleyemediğimiz sanatçılarımızı kendimiz yurtdışı fuarlarında temsil edelim. Biz onların projelerine destek verelim, biz onlara sergi organize edelim. Bizim böyle bir alanımız da olsun diye küçük çalışmalarımız  var. Belki de kısa sürede bu ekip daha da genişleyecek. Bir galeri de eklenecek belki bu şirkete. Böyle bir düşüncemiz de var. Ama onu önümüzdeki yıl mı yoksa daha sonraki yıl mı yaparız, tam olarak tarih veremiyorum. Önümüzdeki yıl yurtdışından getireceğimiz sanatçıların solo sergileri olacak. Bienale eklemeyi düşündüğümüz isimler var, paralel etkinlik olarak.

Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin geleceğe yönelik hedefleri neler?

Türk sanatının uluslararası platformda görünürlüğüne dair bir alanda yayıncılık, sergi organizasyonu, bir sanatçının projesinde onu desteklemek olabilir. Sevil Dolmacı Sanat ve Yatırım Danışmanlığı olarak çok önemli bir sanat projesinin arka planında var olmayı çok istiyorum. Gelecekteki en büyük hede m yurtdışında çok önemli bir organizasyonun altındaki kurguyu yapan isim olmak. Bunu başarabilirsem ben de Türk sanatı adına bir şeyler yapmış olduğumu hissedeceğim. O yüzden önemli benim için.

Sizce dünya sanat piyasasını yönlendiren dinamikler neler? Her yıl heyecanla beklediğiniz etkinlikler hangisi?

Aslına bakarsanız sanatı yöneten dinamiklerinden biri de sanat pazarı. Sanat piyasasını yönlendiren, şekillendiren şey de para bir taraftan. Gerçekten baktığınızda en son trendlerin belirlediği bir sanat ortamı var. Örnek vermek gerekirse, MoMa’da açılan bir sergi mi daha çok kişi tarafından izleniyor yoksa dört günlük bir Basel Fuarı mı? diye soracak olursanız, dört günlük Basel Fuarı her yıl tüm dünyadan binlerce izleyeni daha çok çekiyor. Bu şu demek aslında; sanatın dolaşımını büyük ölçüde para sağlıyor. MoMa’daki serginin izlenme oranına bakın, diğer tara an da yılda bir kez dört günlüğüne gerçekleştirilen etkinliğin izlenme oranına bakın. İşte MoMa’daki sergide yer alan sanatçının ne kadar güçlü bir isim olduğu tabii ki çok önemli, keza Amerika’da iseniz bir sanat profesyoneli olarak kesinlikle uğrarsınız. Ama olmazsa olmaz bir şey var, o da her yıl Basel’e herkes gider. Frieze’e herkes gider. Bu şu demek oluyor, yani pazar çok önemli. Pazar sanatın şekillenmesinde, ivme kazanmasında, sanat profesyonellerinin bir amaca hizmet etmesinde hepsinin altında yatan şey aslında bu: sanat pazarı. Fuar anlamında soracak olursanız, önümüzdeki yıl Basel’e ve Frieze’e gidilecek. Bu yıl deneyimleyeceğimiz bir Düsseldorf Fuarı olabilir. Çünkü ben daha önce Almanya’daki fuarlara gitmedim. İstanbul Bienali beni çok heyecanlandıracak. Tate’deki Fahrelnissa Zeid sergisini heyecanla bekliyorum. Amerika’da Robert Rauschenberg Retrospektif Sergisi ve New York Frieze’e gitmek istiyorum. Bunlar benim hem işim dolayısıyla gitmek zorunda olduğum sanat etkinlikleri hem de beni kişisel anlamda heyecanlandıran etkinlikler.

Ofisinizin her köşesi sanat eserleri ile dolu. Sizin kişisel koleksiyonunuz nasıl evriliyor?

Ben çağdaş sanat ile uğraşıyorum ve avangard işlerle iç içe olarak yetiştim. Öğrencilik zamanımda 2002-2004 yılları arasında İngiltere’de bulundum. O dönemde İngiliz sanatçılar çok popülerdi. Sarah Lucas’lar, Tracey Emin’ler, şimdi herkes tarafından tanınan bu sanatçılar ve onların işleri, o dönemde daha avangard duruyorlardı. Keza bu sanatçılar faaliyetlerine 90’ların sonunda başlamışlardı ama Türkiye’den giden bir sanat öğrencisi için 2000’lerde bu sanatçıların yaptıklarını eşzamanlı olarak deneyimlemek hem keyi i hem de ayrıcalıklı bir durumdu. Bir Tony Oursler sergisi vardı mesela Lisson Gallery’de. Mesela Anthony Gormley’i o zamanda görmek keşfetmek. Gavin Turk’ün çöp torbalarına bakmak. Daha o zamanlar bunlar gibi sanatçıları izlemek, keşfetmek. Mesela Marc Quinn’in çok enteresan işleri vardı. Bunlarla uğraşmak iç içe olmak sizi heyecanlandırıyor ama benim sanat tarihçisi olmamın dışında en keyif aldığım şey daha klasik sayılabilecek işler. Çünkü geleneksel malzemeyi çok seviyorum. Tuvali, yağlıboyayı, pentürü çok seviyorum. Dolayısıyla kendi koleksiyonum da bu yönde çeşitleniyor. Malzeme ve teknik yönünden avangard işler fazla yok. Nejat Melih Devrim, Ekrem Yalçındağ, Ergin İnan, Ömer Uluç var. Avangart işlere nazaran daha klasik sanatçılar ve işler var. Tamamen klasik denilemez ama günümüzde avangard olarak kabul ettiğimiz işlere göre daha klasik işler biriktiriyorum.

Koleksiyona başlamak isteyenler için vermek istediğiniz ipuçları var mı?

Bir kere her koleksiyona başlayan key ne göre eser alıyor. Bir süre sonra -bir iki veya üç yıl içerisinde- kendini profesyonel bir ortamda buluyor. Yani kendi yolunu bulan biri, koleksiyon oluşturma işini daha çok içselleştirmiş olduğu için daha emin adımlarla gidiyor. Ama artık bizim gibi kurumlar var.

Kurumlar demeyeyim ama -çünkü bu alanda Türkiye’de bizden başka kurumsal anlamda hizmet veren başka kurum yok- ancak bu işi kurumsallaşmadan yapan isimler de var. O ismi iyi seçmek gerekiyor. Danışmanlara gidip oluşturmak koleksiyon ile ilgili feedback alabilirler. Çünkü alacakları feedback’ler aslında sonrasında yatırım yönünden ellerinde kalacak birçok eseri en azından edinmemiş olmalarını sağlayacaktır. Çünkü zamanında, ben çok iyi biliyorum, büyük koleksiyonlarda çok ciddi reler oldu. Ancak bu reler o koleksiyonerlerin yönetebilecekleri relerdi. Çünkü çok yüksek alımlar yaptılar. Dolayısıyla bütçeleri kısıtlı olan ya da bu relerin motivasyon açısından olumsuz durum teşkil edeceği koleksiyonerlerin öncelikle doğru isimlere danışmaları gerekiyor. Sonrasında kendi zevklerine göre bir yol çizmeliler. Bir yol bulmalılar. Ancak bu yolu bulabilmek için sanat camiasında kaç tane farklı yol var bunu öğrenmeliler. O yollardan artık hangisini tercih etmek isterlerse onu seçmeliler. Ancak daha sonrasında koleksiyon re verse veya koleksiyonu revize etmek istese bile dönüşümü kolay olabilecek eserler alırlar ve böylece yatırım anlamında kayıpları olmaz. Neticede sanat, büyük paraların söz konusu olduğu bir yatırım. O yüzden bir sanat danışmanına gitmelerini öneriyorum. 

 

http://www.sevildolmaci.com/tr/sergi/seed-syllables-loris-cecchini
Fotoğraf, desen, heykel ve yerleştirme gibi birçok sanat dalında eserler üreten, başta İtalya olmak üzere Avrupa, Amerika ve Asya’nın başlıca müze ve kurum koleksiyonlarında eserleri yer alan İtalyan sanatçı Loris Cecchini, 15. İstanbul Bienali’ne paralel olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’de “Seed Syllables” adlı bir sergi düzenleyecek. 12 Eylül-2 Kasım tarihlerinde görülebilecek bu sergi sanatçının İstanbul’daki ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. 2017 Venedik Bienali paralelinde Fondaco dei Tedeschi’de 8000 parçadan oluşan modüler enstelasyonu sergilenmekte olan Cecchini, ‘Seed Syllables’ sergisinde de aynı tür paslanmaz çelikten oluşan ve farklı formlar alan modülleriyle Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin Narmanlı apartmanındaki mekanını dönüştürecek. New York’ta Leila Heller Gallery, Avrupa ve Asya’da ise uzun yıllardır İtalyan galeri Galleria Continua ile çalışan Cecchini, 2018’in Şubat ayında Continua’nın San Gimignano’daki ana mekanında kapsamlı bir sergi gerçekleştirecek. Öncesinde ise 2019’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak Matera’da bir grup sergisine katılacak ve bir eserini Le Centquatre-Paris’te sergileyecek. Loris Cecchini’nin eserleri başta İstanbul Elgiz Müzesi koleksiyonu olmak üzere, Fondation Louis Vuitton, Paris, Museo Nazionale delle Arti del XXI Secolo, Roma, GAM Torino gibi önemli koleksiyonlarında yer almaktadır.
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/dunyada-ve-turkiyede-sanat-piyasasinda-neler-oluyor

İstanbul Art News - Mart, 2017

SEVİL DOLMACI
Sanat Danışmanı, Sevil Dolmacı Art Consultancy Kurucusu

Son yıllarda sanat pazarı, galeri yönetimi üzerine okuduğum bazı kitaplar ve duyduğum bazı sanat haberleri Türkiye’deki mevcut sanat pazarı üzerine yoğunlaşmamı sağladı. Türkiye’de son iki yıldır Sevil Dolmacı Art Consultancy’de, öncesinde ise çalıştığım kapsamlı uluslararası koleksiyonlarda edindiğim tecrübelerle, söz konusu bilgiler birleşince Istanbul Art News için sanat pazarı üzerine bir deneme yazısı yazmaya karar verdim.

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı siyasi problemler sebebiyle dünya ile sanatsal anlamda derinleşemeden kopan bağımız (fuarların ve bienallerin yabancı sanatçı ve koleksiyonerleri çekmekte zorlanması, bazı galericilerin ve kurumların Türkiye’ye planladıkları yatırımlardan vazgeçmeleri vs.) buna ek olarak iç piyasada da dövizin yükselişiyle tedirgin olan lokal sanat alıcısını, özellikle küçük esnaf ve orta ölçekteki galerileri oldukça etkiledi. Galeriler iki yönlü kayba uğradı: İlk kayıpları bu tedirgin ortamda galeriyi ve dolayısıyla sanatçılarını destekleyen alıcı kitlesinin alımlarına ara vermesi ya da alımlarını durdurması. Diğer kayıp ise galerilerinin kendilerine gerekli finansal dönüşü/yatırımı yapmadığını düşünen, savunan sanatçı grubu oldu. Peki galeriler bu kadar küçük bir sanat ortamında nasıl revize olup her iki kaybı telafi edecek çareler bulmalı?

Galerilerin pek çoğu maddi kaybı karşılamak üzere ‘ikinci el pazar’da kurumsallaşmış isimlerin eser satışlarını da portföylerine eklediler. Ancak bu da bir çözüm olmadı, çünkü bu güvensiz ortamda iyi eser çıkması oldukça zordu. Keza müzayede evleri ve ikinci el esere odaklanmış alternatif mekanlar da onların işini zorlaştırıyordu. Bu kez yurtdışından sanatçı getirmek ve yenilenmek, koleksiyoner ağında çeşitlilik sağlamak, yani bir anlamda müşteri portföyünü genişletmek üzere yeni arayışlara girdiler. Ancak ortalama bir sanatçının bile Türkiye’ye getirilme şartları ve dövize bağlı yüksek bütçeler galerileri zorladı. Bu nedenle küçük ve orta ölçekteki pek çok galeri çizgisini koruyamadı, misyonlarını unuttu. Kendi içlerinde yaşadığı bu karmaşa ve dağılma koleksiyonerlere de yansıdı, onlarda da tedirginlik yarattı. Çünkü bugüne kadar destekledikleri çoğu sanatçı ortada kalmıştı. İyi olan birkaç sanatçı ayakta kalmayı ba- şarırken, diğerleri piyasadaki vaat edilen görüntü- sünü kaybetti. Sanatçısına yatırım yapmayan galericiler, koleksiyonerler tarafından da eleştirilmeye başladı. Galericiler de kendi taraflarından bakıldığında haklı gerekçelere sahiptiler: Atölyeden satış yapan sanatçı, yatırımı ne kadar hak ediyordu? Türkiye’de düzgün bir sistemin olmayışının verdiği açıklar her zaman kullanılmaya müsaitti. Aslında sadece Türkiye’de değil, dünyada da bunun örnekleri var. Mesela Damien Hirst. Serveti bugün 400 ile 600 milyon dolar arasında olduğu tahmin edilen Hirst, 2008 yılında çalıştığı galerileri bypass ederek eserlerini direkt Sotheby’s müzayede evine verdi. 223 eserinin 216’sı toplam 198 milyon dolara satıldı.

Bugün Türkiye’de küçük ve orta ölçekli galerilerin yaşadığı dağılma, bir nevi çizgisini koruyama- ma hali ve pazar payının çoğunu büyük galerin alıyor oluşu sürpriz olmadığı gibi bu coğrafyaya ait bir durum da değil. Dünyada Amerika, İngiltere ve Almanya’da yapılan araştırmada da benzer durumlar ve pazar payları mevcut. Galerilerin yüzde 16’sı milyon dolar üzerinde bir gelir elde ediyor. Yüzde 7’si 5 milyon doları aşan gelir sağlıyor. Yani sadece birkaç galeri gerçekten para kazanıyor. Üst düzeydeki Amerikan ve İngiliz galerileri Almanlara göre daha büyük iş hacmine sahipler. ABD ve İngiliz galerilerinin yüzde 22’si milyon dolar üzerinde gelir elde ediyor, yüzde 5’i 5 milyon dolar üzerinde kazanıyor. Amerikan ve İngiliz galerileri Alman galerilere göre daha iyi durumdalar. Alman galerilerinin yüzde 4’ü milyon doları aşarken yüzde 66’sı 200 bin dolardan az gelire sahip. Magnus Resch’ye göre galeriler ya zorluklar karşısında çizgisini koruyamıyor veya kendini yeni sistemlere göre güncelleyemiyor. Türkiye’de de benzer nedenlerden dolayı galeriler kan kaybediyor veya kapanıyor.

Türkiye’de cirosu milyon dolar üzerine çıkan, az sayıda da olsa galeri var. Ülkemizde uluslararası görünürlüğü olan, kurumsallaşmış altı galeri mevcut. Söz konusu galeriler, uluslararası ölçekte galericilik işleyişiyle dünya müzeleri, küratörleri ve kurumsal koleksiyonları ile ilişkilerini başarılı bir biçimde sürdürüp, ana fuarlara katılabilen galeriler. Söz konusu altı galerinin birkaçı güçlü finansal olanağa sahip, diğerleri ise bünyelerindeki güçlü sanatçılar ve profesyonel işleyişleriyle bu listeye dahil.

Peki bugün iyi bir galeri olabilmek için Magnus Resch neler diyor? Öncelikle, hedef kitle eski, kemikleşmiş isimler olmamalı. Dünya çapında yapılan araştırmaya göre ortalama koleksiyoner yaşı 59 iken bugün devinimi sağlayan 30-50 yaş aralığındaki alıcılar. Daha aktif ve heyecanlılar. Türkiye’de de durum pek farklı değil aslında. Sanata meraklı, genç, entelektüel, yüksek gelirli yeni nesil, diğerlerine oranla galericiler için vizyon ve finansal açıdan daha verimli.

Resch için ikinci önemli konu, galerilerin öncelikle kendilerine ait bir marka yaratmaları: Bu markanın iyi bir yönetici tarafından yönetilmesi ve marka danışmanlarıyla yapılanması üzerinde duruyor. “Günümüzde profesyonellik oldukça ayırt edici bir özellik” diyen Resch’in bu sözleri son dönemde sanat dünyasında yaşanan iki önemli olayla teyit edilmiş oluyor: İlki, Sotheby’s müzayede evinin 85 milyon dolar vererek, Christie’s müzayede evinin başarılı uzmanı Amy Cappellazzo ve arkadaşı sanat danışmanı Allan Schart- zman ile hukuk kökenli banker Adam Chinn’in kurduğu 22 aylık danışmanlık şirketi olan AAP’yi satın alması. Diğeri ise başarılı galerici Dominique Levy’nin, Christies’in güçlü oyuncusu Brett Gorvy’i ortak alarak uluslararası danışmanlık hizmeti de vermeye başlaması. Söz konusu olaylar dünyada yeni stratejik güncellemelerin, profesyonelleşmenin ve markalaşmanın en iyi örnekleri. Sotheby’s ve Dominique Levy Gallery oldukça iyi işleyen bir sisteme sahipken bile kendilerini yeni sistem arayışları ile güncelleyerek başarılarını devamlı kılıyorlar. Fakat iyi işler yapsa da sistem güncelleyemeyen, zorluklara direnemeyen, John Baldessari ve William Leavitt gibi sanatçıları temsil eden Los Angeleslı galerici Margo Leavin, 42 yıllık geçmişine rağmen işi bıraktığını açıkladı. New York’lu McKee Gallery Ağustos 2015’te 41 yıl sonra galerisinin kapılarını kapadı. Jeff Koons, George Condo ve Shirin Neshat’ı temsil eden Parisli galerici Jerome de Noirmont, Avenue Ma- tignon’daki mekanını kapattı. Aynı şekilde Berlin’deki Martin Klosterfelde’ye ait Galerie Kamm da kapandı.

Yeni arayışlar ve yeni öngörüler alternatif sanat platformları oluşmasını sağladı. Örneğin az önce bahsettiğimiz Amy Cappellazzo yakın gelecekte müzayede evlerinin azalacağı öngörüsü ile AAP Danışmanlık şirketini kurdu ve özel satışlara odak- landı. Amy Cappellazzo, Sotheby’s bünyesinde geçtikten sonra da özel satışlara ait departmanı yönetiyor.

İkinci el pazarda alternatif özel satışlar son dönemde daha popüler. Neden mi? Koleksiyonerler gizlilik nedeniyle daha cazip buluyorlar bu durumu. Karısından mı ayrıldı? Şirketi mi battı? Birçok sebeple elinde bulunan eserin rakamlarının ulaşılabilir kayıtlara (artprice.com vs.) geçmesini istemiyor. Satış olmadığı zamanda eserin değer kaybetmemesi ayrıca önemli. Arşivlere satılmamış olarak girilen her eserin değeri ister istemez düşüyor. Satış yapıldığı takdirde finansal aktarım daha kolay. Müşteriler bunu bugün artdealer vasıtasıyla da yapmak istemiyor. Müşterinin artan profesyonellik arayışı daha saydam organizasyonel bir yapıya işaret ediyor. Müzayede gibi kurumsallaşmış ancak daha butik ve ekip anlayışı ile her hizmeti alabilecekleri yeni yerleri cezbedici olarak tanımlıyorlar. Amerika’nın ünlü hedge fon yöneticisi Steve Kohen, sanat danışmanı Sandy Heller ve ekibi ile çalışırken 2012-15 yılları arasında tüm piyasa bunu konuşuyordu. O günlerde çalıştığım büyük koleksiyon sayesinde yurtdışında bu örneklerle yakın ilişki kurma fırsatı buldum. Söz konusu örneklerin verdiği motivasyon ile iki yıl önce Türkiye’de benzer kurumsal bir danışmanlık şirketi olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’yi projelendirdim. Bugün, hepsi sanat tarihinden veya sanat yönetiminden mezun, birkaçı yüksek lisansını tamamlamış ve yurtdışında eğitim almış yaklaşık 10 kişilik profesyonel ekiple birlikte farklı kategorilerde hizmet veren çağdaş sanata odaklı bir yapı oluşturdum. Türkiye’nin önde gelen işadamları ve alıcılarıyla projeler üreten, ortaklıklar yapan sistemimiz ile kısa zamanda öngörmediğimiz bir büyüme içine girdik. Referanslarımız sanat dünyasında güven kazanmamızı sağladı. Projelerimiz sanatçının kariyerine odaklanan şekilde düşünüldü. Koleksiyonerler kuru bir alıcı olmaktan çıktı, işin içine birebir olarak girdi. İki yıllık süreçte yeni/dinamik genç 30-50 yaş aralığı alıcı kitlesini hedefledik ve bünyemizde toplamayı başardık. Bunun da en önemli nedeni, alıcıların bizden farklı kategorilerde hizmetler alabiliyor oluşu. Alımlarında verdiğimiz destek yanında; fiyat ekspertizliğinden, orijinallik sertifikası aracılığına, küratöryel hizmetten, koleksiyon yönetimine, onlar adına koleksiyon analizi yapıp koleksiyon kitaplarını çıkartmaya, eser tamirine aracılık etmekten, sanatçı atölyesi ve galeri gezdirmeye, yurtdışı alımlarında kapıya kadar teslim edilebilecek şekilde tüm hizmetleri sunmaya, projeler geliştirmeye kadar uzanan kapsamlı bir iş tanımımız var. Hatta bazen teknik destek sağladığımız bile oluyor. Sevil Dolmacı Art Consultancy’i, galeri ve müzayede evleriyle de işbirliği kuran bir havuz gibi düşündük.

Sonuç olarak yazamadığım daha pek çok yanı var, sanat piyasasının. Çok derin ve çok ayaklı bir konu. Bu yazı ise bir çeşit sesli düşünme. Koleksiyonerlerin stratejileri ve profilleri başlı başına bir konu. Keza sanatçıların durumları ve piyasa görünürlükleri bir o kadar ilginç. Bağımsız çalışan art dealerlar, sanat danışmanları, küratör ve yazarların durumu da keza...

Kaynakça
− Magnus Resch, Management of Art Galleries, Phaidon, 2016.
https://news.artnet.com/market/sothebys-pays-50m-art-agency- partners-404951
https://www.bloomberg.com/news/articles/2016-12-07/christie-s-top- dealmaker-gor vy-said-to-leave-after-two-decades
http://www.forbes.com/sites/afontevecchia/2013/03/26/hedge-fund- billionaire-steve-cohens-155m-picasso-isnt-his-first-multi-million-piece-of- art/#2231f0f05030 

 

http://www.sevildolmaci.com/tr/sergi/ergin-inan-50-yili-sergisi-bodrum
Ergin İnan'ın 50. Yıl Sergisi Bodrum'da Çağdaş Türk sanatı tarihinde önemli bir yere sahip olan Ergin İnan, sanat yaşamının 50. yılını, Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin düzenlediği bir dizi sergi, kitap ve etkinliklerle kutlamaya devam ediyor. 16 Ağustos 2017'de Bodrum Belediyesi Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’nde Saat: 20.00' da açılan sergide Ergin İnan, tuval üzerine yağlı boya, fiberglass, tuval, bronz, ahşap, MDF üzerine karışık teknik çalışmalarından oluşan 1996 yılından 2017 yılına kadar yaptığı 33 eseri yer alıyor. “Ergin İnan 50. Yılı Sergisi Bodrum”, 30 Eylül 2017 Cumartesi gününü kadar her gün 10.00-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/haber/ergin-inan-eserlerini-anlatiyor

Geliştirdiği üslûplar ve stiliyle Türkiye'de belirli bir döneme ve günümüze ışık tutan Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı sanatçısı Ergin İnan, sorularımızı yanıtladığı röportajda eserleri ve bunların biyografik bağlamları hakkında konuşuyor.

Bu yıl sanatta 50. yılını kutlayan İnan, Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı tarafından yoğun bir etkinlikler serisiyle onurlandırılacak. İlk olarak, sanatçı hakkında bugüne kadar hazırlanan en kapsamlı kitap, arşiv niteliğinde olup tüm dönemleri kapsayacak. Bunun yanı sıra sanatçı, 2007'den beri ilk kişisel sergilerini İstanbul, İzmir ve Berlin'de açacak. Tüm bunların yanında sezon boyunca sanatçı konuşmaları ve imza günleri de programda yer alacak.

Ergin İnan bu röportajında portrelerinin, "İkili Yüzler" Serisi'nin, "İlyas'ın Defteri"nin ve heykellerinin ortaya çıkış hikâyelerine ver veriyor. Röportajı izlemek için görsele tıklayabilirsiniz. 

Röportajı izlemek için aşağıdaki görsele tıklayınız.

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/hurriyet-kitap-sanat-18082017

Röportaj: İhsan Yılmaz

Böcekler benim için bir dil...

Çağdaş Türk resminin önde gelen ustalarından biri Ergin İnan. 2017’de sanatının 50’nci yılı dolayısıyla bir dizi sergi gerçekleştiriyor. İstanbul, Ankara ve İzmir’den sonra dördüncü sergisini Bodrum’da Turgutreis Şevket Sabancı Kültür Merkezi’nde açtı. İnan’la Mevlana’dan Kafka’ya uzanan, Doğu-Batı senteziyle oluşturduğu fantastik dünyasını konuştuk, sanattaki 50 yılının muhasebesini yaptık. 

50’nci sanat yılı kutlamaları kapsamında son serginiz Bodrum’da açıldı. Oldukça önemli bir yıldönümü. Neleri düşündünüz sergiyi hazırlarken?

Bodrum’daki daha çok son dönem benim yaptığım işleri de kapsıyor ama aynı zamanda 2000’li senelere bir geçiş olanağı sunuyor. Bu sergi benim 2000’li senelerde yaptığım en önemli eserlerden biri olan’ 2’li Kümbet’i kapsıyor. Bu kümbet ikiye ayrılmış bir şeydir. Bir tarafı Berlin’dir, bir tarafı İstanbul’dur. Bu benim yaşam şeklimdir. Biri Berlin’deki yaşam şeklim, diğeri ise İstanbul’da yaşadığımız bir zaman içerisinde yaptığım bir kümbet. Bunlar şu anda Bodrum’dalar. Yine 2000’li yıllara ait bir ‘İz Mektubu’, oğluma hitap ederek yaptığım bir eserdir. Ondan sonra bir ‘El’ var... Aşağı yukarı aynı dönemde yapılmıştır. Bunların dışında son dönemlerde yaptığım eserlerim ‘İkili Yüzler’ ön plana çıkıyor. Ayrıca uzun soyut figürler ve böcekler temalı bir resim kapsamı içerisinde bir yerleştirme yaptık. 50. yılımda eserlerimi bir araya getirme süreci Bodrum’da böyle yansıdı. Mekân da biraz ön plana çıkıyor tabii. Koyacağınız eserler ne kadar olmalı, bu mekânı kaç eserle doldurmalısınız veya Bodrum’daki ışığın ortaya koyduğu o çok ışıklı ortamda gene böyle renkli eserlerin bir arada olması da daha ön plana çıktı.

Kendi varuloşunu eserlerinde sürekli sorgulayan bir anlayıştaki sanatçının geçmiş 50 yılına bakışı, hesaplaşması nasıl oldu?

Elbette kendi varoluşunuzu sorguluyorsunuz. Bir yaşam şekliniz var. Her insana verilmiş bir yaşam zamanı var. Bir zaman dilimi var. O zaman dilimi içerisinde kendimizi bulmaya çalışıyoruz aslında. Hem ruhsal olarak hem de etrafımızla birlikte bulmaya çalışıyoruz. Yani o atmosferde kendinizi nerede bulmaya çalışıyorsunuz. O anda da ürettikleriniz ortaya çıkıyor. Yani bu 50 seneyi düşündüğünüz zaman gezdiğiniz, gördüğünüz ya da etkilendiğiniz eserlerin de biraz resim anlayışınıza katkısı oluyorsa da hep kendi içinizde, kendi varoluşunuzu sorgulayarak doğru şekilde bir resim anlayışı ortaya koyuyoruz. Ve koydum da zannediyorum.

Bugüne gelene kadar da tabii bir sürü evrelerden geçtik. 64’lerde, öğrenim yıllarında, 67’de Mehmet Siyahkalem’in resimlerini tanıyışım Topkapı Sarayı’nda... Ondan sonra tabii sanat tarihini iyice kurguluyorsunuz, öğreniyorsunuz. Onun ötesinde bir şey var etmeye çalışıyorsunuz. O kurgu içerisinde de ‘Grotesk Figürler’ ortaya çıkıyor. Grotesk figürlerdeki o ekspresif yaklaşım... ‘Dostlara ektup’ adı altında yaptığım, böceklerle yaptığım resimler... Daha sonralara geldiğimizde zaman zaman eski sayfaları resimlerime katmam... Etkilendiğiniz bir atmosferde o eski yazıları resimlerinize katmak istiyorsunuz. O eskimişliği resminize katmak istiyorsunuz. O sayfaların eskimişliğini katmak istiyorsunuz. Resminizin görüntüsünü var etmeye çalışıyorsunuz.

Onun ötesinde bugüne kadar geldiğim zaman hatırlıyorum mesela, son dönemlerde hep ‘İkili Yüzler’ yaptım. Bunlar etrafımda oluşan ve beni etkileyen bir atmosferin ikili yüzler olarak yansıması. Çünkü hep farklılıklar ortaya çıkıyor, ikilikler ortaya çıkıyor o atmosferde. Sosyal yaşantı da öyle oldu Türkiye’de. Ben de o yüzleri yaptım hep 2007’den sonra. Aslında bu Kafka resimleri ile başladı. Kafka’nın fikir anlayışı ve okuduklarım sayesinde ona bir saygı niteliğinde bu resimler ortaya çıktı. Ama daha sonra 2007’de de daha büyük boyutlarda ikili yüzler yaptım. Onlar da bugünün esprisi.

Aklıma bir fikir geliyor bazen. Yazılması gereken bir fikir oluyor bunlar. Resim farklı bir şeydir, yazı farklı bir şeydir aslında. Yazı bir dildir. Söylenir, konuşulur. Ama resim öyle değil. Resim görsel bir şey. Tamamen var ettiğiniz iç dünyanızdaki bir hayal, bir biçimleme unsurudur. Orada insanların görmesi, yorumlaması anlam ifade etmiyor. Orada siz kendi başınızasınız. Ama o yazılar belki bir katkıda bulunuyor. Çünkü o anda o figürleri yaptığım zaman aklıma gelen biraz edebi, biraz da düşünce bazında bir şeyler yazıyorum. O da resimde yerli yerine oturuyor aslında, böceklerle birlikte. Böyle bir yapı oluştu. Son resimlerimde bütün o atmosferi kurguladım ve bu sergiye çalıştım.

Mevlana’dan Kafka’ya uzanan düşünce evreninize son dönemde eklemlenen şeyler oldu mu?

Böcekler benim için bir dil. Çünkü orada hakikaten bende bir mektup yazma isteğiyle başladı böcekleri resmime katışım. Bir ressama anlatamayacağınız sözcükler vardır. Ona onun diliyle hitap edersiniz. Öyle oluştu o resim anlayışı. Ondan sonra resimlerime böcekler hep yansıdı. Mektup gibi değil fakat başka biçimlerde, daha çok kendimi bir böcek olarak gerekli yerde gerekli şekilde kullanarak gelişti. Kaligrafi ise benim için daha evvel de söylediğim gibi bir eskimişlik, bir yıpranmışlık. O yıpranmışlığın getirdiği bir hüzün. Onun içinde başka şeyler var, çünkü edebi dilde anlatmak çok zordur. Hüzün de değil aslında. Onun ötesinde bir geçmişi var. Bir zaman dilimi var, zamanı anlatmak var. Hepimize verilmiş bir zaman var, bunu da biliyorum bir insan olarak. Yapabileceklerimizi de bu kurgu içerisinde geliştirmeye çalışıyoruz. Kaligrafi bu benim için. Yoksa içindeki yazılanlar veya ne söylediği değil. Sadece onun o yıpranmışlığı, eskimişliği, koyduğu bir duygu var. Güzel bir estetik de var ayrıca. Benim için bunlar önemli kaligrafide.

Beden önemli çünkü hep anatomi çizdim. Leonardo’yu çok sevdim öğrenim sıralarında. Mikelanj’ı (Michelangelo) sevdim. O yapıyı, o anlatımı, o dili sevdim. Eğitimden gelen bir alışkanlık belki bedeni çizmek. Ama bedeni çizerken de bir resim olayı koyuyorsunuz, gerekli kılınıyor belki de. İnsan olarak gerekli kılınıyor. İnsan biziz; benim veya sizsiniz. Onun için çizerek hep var etmeye çalışıyorum o biçimleri.

Sergideki eserler arasında yağlıboyaların dışında, kümbetler, bronz heykeller de bulunuyor. Farklı malzeme kullanımını belirleyen ne oluyor?

Bir biçimsellik arayışı oluyor. Heykel de öyle çıkmıştır zaten. Biz sanatçılar çoğunlukla tek yüzeyle uğraştığımız gibi zaman zaman üç boyutlu şeylere dokunmaya, onları şekillendirmeye ihtiyaç duyduk. Düşüncelerimizi o boyutta var etmeye çalıştık. Bir sürü bronz heykel ve yine kümbeti ortaya koyuyorum, kümbet fikri benim için üç boyutlu ama içinde insan barındıran bir yapı olarak görüyorum ben kümbeti. Onun için birisine İstanbul, birisine Berlin dedim ama ben kendimi hep ortaya koydum orada. Daha farklı boyutlarda da kümbetler yaptım zaman içerisinde. Bu benim için resmimi üç boyuta taşıdığım bir düşünce şekli. Ötesinde başka bir şey aramamak lazım.

Son dönemde daha çok beden ve böcekler öne çıkıyor sanatınızda, kaligrafi biraz geride kalmış gibi.

Evet kaligrafi biraz geride kaldı çünkü etkitepki var. Etki-tepki içerisinde sanat yapmak çok zor oluyor. Yaptığınız işler bir tepki görüyorsa sizi de rahatsız ediyor. Rahatsız edince de bir düşünceyi kenara atıyorsunuz. O konuda düşündüğünüz şeyleri geri plana itmeye çalışıyorsunuz. Bu da bu zamanın ne kadar sanatçıyı serbest bırakıyor ve ne kadarı zincirliyor, onu gösteriyor. Zamanın veya ortamın ve sosyal yaşamın getirdiği bir şey.

Sanatçının esinlendiği şey ile dışa vurduğu şeyin birbirinden çok farklı olduğunu söylüyorsunuz. Esinlenilen şey ile dışavurma aşamasına gelene kadar nasıl bir süreç işliyor?

Esinlenmek aslında içinizde yaşattığınız bir düşünce şekli. O sizi hep itekler ama ortamını bulmanız lazım. Uygun çalışma ortamınızı bulduğunuz anda o itekleme, yani içinizdeki o dürtü, ilham şeklinde ortaya çıkıyor. Ondan sonra kendinizi konsantre etmeniz lazım. Özellikle yalnız olduğunuz bir ortamı bulduğunuz zaman bir eseri şekillendirebiliyorsunuz. Çokluk içerisinde olmuyor.

Ergin İnan’ın ‘50. Sanat Yılı’ sergisi Turgutreis Şevket Sabancı Kültür Merkezi’nde 30 Eylül’e kadar görülebilir.

 

 

 

 

 

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/haber/ergin-inan-kitabi-yayinda

Çağdaş Türk sanatı tarihinde sanat düşüncesi ve üslup yönünden özgün bir yere sahip olan Ergin İnan, sanat yaşamının 50. yılında, Sevil Dolmacı Art Consultancy tarafından hazırlanan arşiv niteliğindeki kitabıyla sanatseverlerle buluşuyor.

Almanya Humboldt Üniversitesi öğretim üyelerinden olan ve sanatçının tüm sanat yaşamına tanıklık etmiş Dr. Elisabeth Wagner ve Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Zeynep Yasa Yaman tarafından yazılan makalelerin yer aldığı kitap, hem bir Ergin İnan retrospektifi olacak hem de sanat tarihine kaynaklık edecek formatta hazırlandı.

Ergin İnan'ın sanat yaşamının 50. yılı onuruna hazırlanan kitapta, sanatçının 60 ve 70'li yıllarda gerçekleştirdiği grotesk figürler ve psiko-portrelerden başlayarak ilkini 80'lerde gravür tekniği ile yaptığı Mesnevi Serisi’ne, 90’lı yıllarında yaptığı Binbir Böcek Serisi’nden, 2000’li yıllardaki İlyas Mektubu, Kafka Serisi ve son dönemlerdeki Grotesk Kafalar, İkili ve Üçlü Kafalar Serisi'ne kadar sanat yaşamının en çarpıcı ve başyapıt niteliğindeki eserlerine odaklanıyor. Kitapta ayrıca Türkiye'nin önde gelen koleksiyonlarında bulunan Ergin İnan eserleri de yer alıyor.

Sevil Dolmacı Art Consultancy olarak Çağdaş Türk resminin mihenk taşlarından Prof. Dr. Ergin İnan'a, yarım asırlık sanat serüveni onuruna yayınladığımız bu kitap vesilesiyle teşekkür etmek istedik.

Kitaba Patika Kitabevi'nden ulaşabilirsiniz.

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/sevil-dolmaci-sanat-alaninda-onculuk-ediyor

Sevil Dolmacı, akademisyenlikten başlayarak ilerlettiği sanat birikimini Sevil Dolmacı Art Consultancy çatısı altında sunduğu hizmetler ile birleştirmiş. Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve koleksiyonerleri ile çalışan galeri, on kişilik profesyonel ekibi ile kurumsal bir yapıya sahip. Bir sonraki sergisinde Elif Tutka’yı ağırlayacak olan Sevil Dolmacı ile özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sanat merakınız nasıl başladı?

Selanik göçmeniyiz ben Aydınlıyım. Dedem müteahhitti ve o bölgede yaptığı inşaatlardan çıkan çok tarihi eser vardı. Bizim evimiz de bu çıkan eserlerle doluydu, antika değeri olup olmadığı tartışılır tabii ama ben böyle bir evde büyüdüm. O zamanlar hep merak ederdim, kimler ne zaman burada yaşamışlar diye. Biz bu eserlere nasıl bakabiliriz diye düşünürdüm; sonrasında sanat tarihi okumaya karar verdim. Ailem avukat olmamı istese de onlara direnerek tercihimi sanat tarihinden yana kullandım.

Ailenizde sanat merakı var mıydı?

Evimizde sanata merak yoktu ama ben kendimi bildim bileli resim ve heykele hep merak duydum. O günlerde de yapmak istediğim iş buydu ama nasıl kurguladım bilmiyorum. Önümde bir örnek var mıydı diye sorarsanız, yoktu. 

Nasıl bir öğrenciydiniz?

Dördüncü sınıfa kadar ortalama bir öğrenciydim. Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde okuyordum. Çağdaş sanat derslerini almaya başlamamla birlikte tam olarak ne yapmak istediğimi anladım. O yıl ortalamam dört üzerinde dört geldi. Son yılda Çağdaş sanat dersinde sınıf birincisiydim. Bölümümü severek okudum ama çağdaş sanat benim için bir aşk diyebilirim. Şimdi bu aşk büyük bir heyecanla devam ediyor. 

Londra’da eğitim almaya devam ettiniz, neler yaptınız orada?
Londra Kraliyet Sanat Akademisi’ne gittim. Hacettepe’de yüksek lisans derslerine başlamıştım. O dönem genç İngiliz sanatçılar dediğimiz Daimen Hirst, Tracey Emin gibi isimler çok ilgimi çekiyordu. Avrupa’ya giderek sanatçıları yerinde incelemek istedim, iyi ki gitmişim.  Her hafta sonumu sanat galerilerinde ve müzelerde geçirirdim. Gönüllü olarak müzelerde çalışırdım. Londra Kraliyet Sanat Akademisi pahalı ve zor bir okuldu. O zamanlar sık sık gittiğim White Cube ve Lisson Gallery ile yıllar sonra iş yapma şansı elde ettim bu da büyük bir keyif oldu benim için. 

Londra’da iki yıl yaşadığınız deneyim için neler söylersiniz?
Bana çok faydası oldu. Orada çağdaş sanatın nasıl döndüğü, müzecilik anlayışını görme ve deneyimleme şansım oldu. O sırada Türkiye çağdaş sanat alanında bu kadar hareketli değildi, böylece Türkiye’deki bu açığı daha net görmüş oldum. Bu açığı değerlendirmek için de iyi bir pozisyona konumlanmak ve iyi isimlerle çalışmak gerekiyor. Benim en büyük şansım aslında erken vakitte fark ettiğim bu açığı kapatabileceğim kurumlar ile çalışmak oldu.

Demsa Koleksiyonu’nda çalışmak size neler kattı?
Demsa’nın Zaha Hadid ile yaptığı müze projesinde çalışma şansım oldu. Bu da benim için çok büyük bir deneyim oldu. Demsa Koleksiyonu’nda çalışmış olmak benim bugün bu işi kurmamda deneyim açısından en önemli unsur.

Demsa’dan önce nerede çalıştınız?

Ondan önce Kabakçı Koleksiyon'unda çalışmıştım.

Akademisyenliğinizden bahseder misiniz?

Londra’dan döndükten sonra yüksek lisansımı Hacettepe’de tamamladım. Bir süre akedemisyenlik yaptım ve doktoraya başladım henüz tez aşamasındayım. İşlerim yoğun olduğu için tez yazmak biraz zor oluyor diğer yandan elimde tez yazabileceğim muazzam bir malzeme var. Sanatçılar ve koleksiyonerler ile iç içeyim, bütün resimler elimin altında. İlk fırsatta tezimi bitiremesem de bir kitap yazacağım.

Tekrar öğretmenlik yapmayı düşünüyor musunuz?
İstanbul’da iki özel üniversitede dersler verdim ama sonra işlerim çok yoğunlaştı. Üniversitelere zaman zaman konuşmaya gidiyorum. Özel bir üniversiteden bölüm kurmam için bir teklif geldi. İş yoğunluğumdan dolayı ben içinde olamasam da doğru isimleri bir araya getirerek onlara katkı sağlayabilirim. Öğrenciler insanı çok yenileyen ve motive eden bir kitle. Üniversitelerde her zaman gençlerle ilgili projeler yapmak isterim. Kabakçı Koleksiyon'unda çalışırken gazete ve dergilere yazılar da yazıyordum. Şimdi de bir köşem var orada yazmaya devam ediyorum. Çıkmasına katkı sağladığım Ergin İnan kitabı var.

Pek çok alanda katkı sağlıyorsunuz bunun sebebini neye bağlıyorsunuz?
Bir yıllık bir kurum olarak böyle bir ekonomik ortamda eksikleri görerek çalışmam, kitap projesi yapmamda sanat tarihçisi olmamın verdiği sorumluluk yatıyor.

Sevil Dolmacı Proje ve Sanat Yatırım Danışmanlığı’nı açmaya nasıl karar verdiniz?
Demsa’da son olarak St. Regis Otel projesinde çalıştım. Onu bitirdikten sonra ayrılmaya karar verdim ama her zaman ilişkilerimiz çok iyi, onların da desteği her zaman devam ediyor. Demsa bana çok şey kattı. 7 sene çalıştık. Cengiz Çetindoğan yabancı eserler almaya yönelmişti, ben de ona “Üç ay Christie’s'de çağdaş sanattaki eğilimler üzerine eğitim alayım.” dedim. Londra’da eğitim alırken bir yandan onun katılmadığı zamanlarda alımlara yardımcı oldum böylece uluslararası bir çevre edindim ve vizyon kazandım. 2015 yazında Sevil Dolmacı Art Consultancy’i açtım. Burada doğru insanlar ile çalıştıkça kendi kendine ilerleyen bir yapı oluştu. 

Sevil Dolmacı Art Consultancy’i kurarken hedefiniz neydi?
Burayı kurarken sanat yatırım ve proje danışmanlığı şirketi olarak kurdum. Yapmak istediğim projeler vardı ve bu projelere ortaklar bulmak istiyordum. Zaman içerisinde bu naif ortaklıkların, ekonominin göbeğinde var olan bir yatırım ortaklığına dönüştüğünü hissettim. Burada borsa gibi dönen bir hareket oluştu. Ben normalde ticaret hayatından gelmediğim için ticaretin kalbinin attığı bu yapıyı iyi organize etmem gerekiyordu. Bunun için de danışmanlık aldım. Hali hazırda büyük şirketlerin bu tarz işlerini yöneten bir isimle bir araya geldim. Bu tarz bir işletmeyi yönetmek akademisyenlikten gelen bir naif bir sanat tarihçisi için fazlaydı.

Yatırım yapmak isteyenler sanat merakı ile mi yapıyor bunu?
Bazı yatırım ortaklarımız sanata çok meraklı, anlayarak, bilerek hareket ediyorlar bazıları da sanatla ilişkisi olmayan sadece yatırım aracı olarak gören kişiler. Bu sistemi kurmaya çalışırken o kadar olumlu gelişti ki yabancı kaynaklı yatırım portföyü yöneten firmalardan bile teklif geldi, sanatı da işin içine almak istediler. Bunun bir sebebi de portföyünü yönettikleri kişilerin koleksiyoner olmaları. Türkiye’den önemli bir bankanın yatırım fonu da müşterilerinin bir kısmı sanatsever olduğu için fonlarına sanat fonunu eklemek için geldiler.

Bu hizmetin profesyonelce yapılması için ne gerekiyor?
Ciddi bir altyapı gerekiyor. Ben onlara danışmanlık yapabilirim ama altyapıyı kurmada ben de yetersiz kalabilirim. Türkiye menşeili bir firma olamaz, bunun yurt dışı kaynaklı olması gerekiyor. Lüksemburg’da böyle bir altyapı kurmak için Katarlı bir firma ile görüştük, onlar ana sponsorumuz olacak. İşin boyutu yatırım ve para üzerinden giden bir hikayeye dönüştü.

Bu durumun sebebi ne sizce?

Bu galeriyi ilk açtığımda müzelere, sanat tarihine girmiş değerli isimler ile çalışmak istedim. Yurt dışında da varlık gösteren ya da gösterse yetkin olabilecek kişilere yer verdim. Bunun sebebi daha kolay satılan ve değiştirebilen eserler olmasıydı. Türkiye’de çok önemli on koleksiyoner var ise ya da yeni bir isim koleksiyon yapmaya çalıştığında ilk etapta alınabilecek 20 isim var. Örneğin Melih Nejad Devrim, Burhan Doğançay, Fahrelnisa Zeid, Ömer Uluç, Ergin İnan gibi sanatçılar. İnsanlar önünü görebildikleri, pazarda varlığını hissedebildikleri eserleri tutmayı tercih ederler. Ben de buradan bakarak işimi garantiye almak istedim. Çeşitli kurumlara danışmanlık hizmeti veriyoruz. Güzel bir koleksiyoner çevremiz var, ellerinden çıkarmak istedikleri resimleri bizim vasıtamızla değiştiriyorlar.

Nasıl bir süreç işliyor?

Resimler ekspertize gidiyor, risk almayı sevmiyoruz ve istemiyoruz. Provenanslarını bilmediğimiz hiçbir işe girmiyoruz. Bütün eserler sertifikalı oluyor. Alınan her eserin kayıtları bulunuyor. Satış fiyatlarını koleksiyoner ile paylaşıyoruz. Her adımımız nettir. Güvenilirlik çok önemli, burayı açtığımda insanların güvenilirlikle ilgili zarar gördüğünü gördüm. Mesela Galeri Nev benim örnek aldığım galerilerden biri.

Gelen taleplere de karşılık veriyor musunuz?

Bizim temsil etmediğimiz bir sanatçı için talep gelince bunu galerilerden, koleksiyonerler ya da dealer’lardan en uygun koşullarda temin ediyoruz. Farklı yerlerden teklifler alıyoruz. Burası koleksiyonelerin, yatırımcıların ve galerilerin, sanatçıların beslendiği bir havuz olsun istedim.

Bir yıl içinde hedeflediklerinizi gerçekleştirdiniz diyebilir miyiz?
Evet diyebilirim. Ergin İnan sergisi çok yapmak istediğim bir sergiydi. Uzun zamandır hiçbir galeri bu kadar kapsamlı bir sergi yapmamıştı.
İstanbul Modern Müze’de Ergin İnan ile bir söyleşi düzenledik. Yurt dışından takip ettiğimiz sanatçıları buraya getirerek koleksiyonerler ile tanıştırdık. Kontağımız olmayan sanatçılar için de dünyadan her galeriden fiyatlandırma aldık. Büyük koleksiyonerlerin davetlerinde koleksiyonları misafirlerine aktarmaları için oluşturduğumuz bir ekibimiz var. Bir kitapçık hazırlayıp, misafirlere iletiyoruz. Sanat dünyasından davetli listesi de organize ediyoruz. Büyük kurumlara, koleksiyonlara hizmet veriyoruz. Yakın zamanda büyük bir kurum için hazırladığımız bir koleksiyon için davet veriyor olacağız.

Kitap çalışmalarınız devam edecek mi?

İki büyük koleksiyon için çalışmakta olduğumuz kitaplar var. Koleksiyonerlerin mevcut koleksiyonlarını fotoğrafladık. Yazarından, küratörüne, matbaasına kadar bizim yönetimimizde gerçekleşiyor. Bunlar Türkiye’de bir ekip tarafından işler olarak kayda geçiyor. Bu tarz işler daha önce kurumsal bir çatı altında yapılmamış. İlk kez Türkiye’deki önemli isimler ile çalışan, referansları kuvvetli, on kişilik bir ekip var.

Ergin İnan’ın 50. yıl anısına vereceğiniz davetten bahseder misiniz?
Vereceğimiz özel davet için hocamızın meşhur lübelül çizimlerinden oluşan altın mühürleri vereceğimiz davet yemeğinin menüsünün üzerine koyduk. Çok özenerek hazırlandık. Yemeği galerimizde gerçekleştireceğiz. Koleksiyonerler ile Ergin İnan’ı bir araya getireceğiz. Ergin hocamız koleksiyonerleri ile bir araya gelmekten çok mutlu oluyor. Hocamız ile her hafta bir koleksiyonerimiz burada ağırlayarak kitabını hediye ediyoruz. Geçen hafta Türkiye Eski Federasyon Başkanı Mahmut Özgener hocamız ile buluşmak için İzmir’den geldi. 

ALEM Dergisi 15.02.2017 Tarihli Röportaj: Petek Kırboğa Fotoğraf: Doruk Seymen

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/haber/laurence-jenkellin-bonbonu-07062017-christies-pariste-280000-euroya-alici-buldu

Sevil Dolmacı Art Consultancy sanatçılarından Fransız heykeltraş Laurence Jenkell katıldığı önemli event’ler ve imzaladığı müze sergisi anlaşmaları ile uluslararası platformda yükselişine devam ediyor. Söz konusu kariyer ivmesi uluslararası piyasalarda fiyatlarının yükselmesini sağladı. 7 Haziran 2017’de Christie’s Paris Müzayede Evi’nde Jenkell’in Alüminyum bonbonu 280.000 Euro'ya alıcı buldu. Türkiye’de önemli kurum ve özel koleksiyonlara kazandırdığımız Jenkell Bonbon’larını temsil etmekten gurur ve mutluluk duyuyoruz. Gelecek sezonda sergi ve kitap projelerimizle Türk izleyenlerini yeniden sanatçımız Laurence Jenkell ile buluşturacağız.

Henüz bir ana sayfa içeriği oluşturulmadı.

Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı

Narmanlı Apartmanı

Tarihi Narmanlı Apartmanı’nda günümüze kadar pek çok sanatçı, tarihçi ve önemli devlet adamı yaşadı.

Geçmişten bugüne İstanbul’un en gözde semtlerinden olan Teşvikiye, bugün de bu koca şehrin binbir rengini barındıran; yaşamla, sanatla iç içe geçmiş canlı ve hareketli bir dokuya sahip.

Teşvikiye’nin en güzel köşesini tutmuş olan Narmanlı Apartmanı da hem bu dokuyu oluşturan, hem de bu dokuyla şekillenen en önemli yapı taşlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı da bu ayrıcalıklı dokunun bir parçası olarak bu tarihi binada yerini almaktadır.

Yazılar

18 Ağustos 2017 - 13:30

Röportaj: İhsan Yılmaz

Böcekler benim için bir dil...

Çağdaş Türk resminin önde gelen...

16 Temmuz 2017 - 15:45

Sevil Dolmacı Art Consultancy İstanbul Shopping Fest 2017'de 1-16 Temmuz tarihleri arasında Elif Tutka, Malik Bulut, Yücel Kale ve Zeynep Akgün'ün...

09 Haziran 2017 - 12:30

Sevil Dolmacı Art Consultancy sanatçılarından Fransız heykeltraş Laurence Jenkell katıldığı önemli event’ler ve...

05 Mayıs 2017 - 15:45

Sevil Dolmacı New York'ta Peter Halley'i Atölyesinde Ziyaret Etti.

25 Nisan 2017 - 13:15

.

15 Nisan 2017 - 11:00

Ergin İnan 50. Sanat Yılını İzmir Ekol Sanat'da Gerçekleşecek Sergisiyle Kutlamaya Devam Ediyor.

13 Nisan 2017 - 12:00

Epos 7 Derneği Ajia Otel'de Ergin İnan'ın 50. Sanat Yılını Kutladı.

Sevil Dolmacı'nın moderatörlüğünde sanatçı konuşması ve Ergin İnan...

21 Mart 2017 - 11:15

İstanbul Art News - Mart, 2017

SEVİL DOLMACI
Sanat Danışmanı, Sevil Dolmacı Art Consultancy Kurucusu

Son...

İletişim

Maçka Cad. Narmanlı Apt. Kat 4, No:24/32 Teşvikiye
34365 Şişli - İstanbul / Türkiye

+90 212 258 95 85

info@sevildolmaci.com