Sevil DOLMACI sitesine hoşgeldiniz

http://www.sevildolmaci.com/tr/sergi/yusuf-aygec-hayat-kadar-gercek
Yusuf Aygeç “Hayat Kadar Gerçek” ‘Bir gün kendini doğanı yaşarken bulacaksın’ Sevil Dolmacı Art Consultancy’de 21 Kasım - 21 Aralık 2017 tarihlerinde gerçekleşecek olan sanatçı Yusuf Aygeç’in “Hayat Kadar Gerçek” adlı kişisel sergisi sanatseverlere buluşuyor. Üçüncü kişisel sergisi olma özelliği taşıyan bu sergide sanatçı, ‘kimlik, bellek ve zaman’ kavramlarını işliyor. Aygeç’in tuval yüzeylerinde oluşturduğu kurgular, sanatçının iç dünyasını yansıtırken güncel imgelerin gerçekliğini sorguluyor ve izleyiciyi bu sürece dahil ediyor. Yaptığı okumaları, gözlemleri ve tecrübelerini kişisel bellekteki ortak hissedişlerle bağ kurarak, ortaya çıkarttığı anımsatıcı imgeler ile izleyicilere ortak bellekleriyle ilgili ipuçları veriyor. Bu ipuçlarını verirken sıklıkla kullandığı, ilk andan itibaren değerini ve popülerliğini kaybetmemiş en değerli element ve belki de sistemin en büyük zaafı olan altını görüyoruz. Kullandığı figürler üzerinden anlattığı hikayeleri masalsı bir doğanın içerisinde bizleri bilindik hikayeler ve dostluklar karşılıyor. Sanatçının doğadan beslenerek kullandığı motifler ve dokusal zenginliklerle ortaya çıkarttığı farklı yüzeyler, izleyicileri hikayenin derinliklerine taşıyor. “Hayat Kadar Gerçek” sergisi 21 Kasım - 21 Aralık 2017 tarihine kadar Narmanlı Apartmanı’nda Sevil Dolmacı Art Consultancy’de görülebilir.
http://www.sevildolmaci.com/tr/sergi/loris-cecchini-seed-syllables
Fotoğraf, desen, heykel ve yerleştirme gibi birçok sanat dalında eserler üreten, başta İtalya olmak üzere Avrupa, Amerika ve Asya’nın başlıca müze ve kurum koleksiyonlarında eserleri yer alan İtalyan sanatçı Loris Cecchini, 15. İstanbul Bienali’ne paralel olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’de “Seed Syllables” adlı bir sergi düzenleyecek. 12 Eylül-2 Kasım tarihlerinde görülebilecek bu sergi sanatçının İstanbul’daki ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. 2017 Venedik Bienali paralelinde Fondaco dei Tedeschi’de 8000 parçadan oluşan modüler enstelasyonu sergilenmekte olan Cecchini, ‘Seed Syllables’ sergisinde de aynı tür paslanmaz çelikten oluşan ve farklı formlar alan modülleriyle Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin Narmanlı apartmanındaki mekanını dönüştürüyor. New York’ta Leila Heller Gallery, Avrupa ve Asya’da ise uzun yıllardır İtalyan galeri Galleria Continua ile çalışan Cecchini, 2018’in Şubat ayında Continua’nın San Gimignano’daki ana mekanında kapsamlı bir sergi gerçekleştirecek. Öncesinde ise 2019’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak Matera’da bir grup sergisine katılacak ve bir eserini Le Centquatre-Paris’te sergileyecek. Loris Cecchini’nin eserleri başta İstanbul Elgiz Müzesi koleksiyonu olmak üzere, Fondation Louis Vuitton, Paris, Museo Nazionale delle Arti del XXI Secolo, Roma, GAM Torino gibi önemli koleksiyonlarında yer almaktadır.
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/artisans-roportaj-sanat-danismanligi-uzerine

Yazı: Ahmet Rüstem

Sanatçı ve Sanat Danışmanı Arasında Bir Görüşme 

İstanbul gibi nabzı yüksek bir şehrin sanat piyasasına en hakim ismi kim dersek aklımıza ilk gelen kişi kesinlikle “O” olur. Başarılı akademik kariyerinin ardından, tüm deneyim ve bilgi birikimi ile Türkiye’nin uluslararası ilk sanat danışmanlığı şirketini kuran Sevil Dolmacı, sosyal medyada da sanatseverlerin en çok takip ettiği isimlerin başında geliyor.

Gidemediğimiz fuarları, özel sanat etkinliklerini ve sanatçı atölyesi ziyaretlerini bir sanat danışmanının gözünden görmek bana izleyici olarak farklı pencereler açıyor. Son zamanlarda ekonomik, politik nedenlerden dolayı durağan görünen sanat alanında sanat alım-satım piyasasının nasıl işlediği hakkında birinci ağızdan bilgi almak üzerine kurgulanmış röportajımız için kendisi ile Teşvikiye Narmanlı İş Merkezi’nde bulunan galeri olarak da hizmet veren çok amaçlı sanat mekanında görüştük.

Öncelikle bu bir sanatçı-sanat danışmanı arasında bir görüşme farkında mısınız? Bir sanatçının danışman ile çalışması ona ne kazandırır, ne kaybettirir?

Bir sanatçının sanat danışmanıyla çalışması aslında sanatçının kariyerinin ivme kazanması için çok önemli. Keza bu kurumsallaşmış isim diye nitelendirebileceğimiz sanatçılar için de geçerli, sadece genç sanatçılar için değil. Bir danışmanlık şirketi sanatçıların kariyerine nasıl bir ivme kazandırır diye sorarsanız da, danışmanlık şirketi öncelikle bugüne kadar yapılmış sanatçıya ait tüm sergi projelerini gözden geçiriyor, çizgisini belirliyor, pazarının ne durumda olduğunu tespit ediyor, pazarı toparlayabilmek için ona kariyerinde ivme kazandırabilecek sergi projeleri organize ediyor veya buna aracılık ediyor. Sergi projelerinin profesyonel bir şekilde yürütülmesini sağlıyor. Bunun için küratöryel bir düzenleme, kitap ya da katalog yapımında onu yönlendirme veya bunları organize edebilmek için aracılık etme, basın desteği, pazarını kontrol edebilmek adına pazarını müzayedelerde, satışlarda ve ikinci el pazarda tek elden satış yaparak toparlama, yatını yukarı çekme gibi pek çok açısı var. Ergin inan bizim için enteresan bir deneyim oldu. Gençleri hiç söylemiyorum bile çünkü gençlerde biz hakikaten daha hiç izleyiciyle profesyonel manada çok buluşmamış isimleri piyasaya kazandırdık. Mesela Elif Tutka bunlardan bir tanesi. Mustafa Özbakır, Meltem Sırtıkara, Kadir Akyol gibi sanatçılar büyük koleksiyonlara girdi. Kurumsal koleksiyonlarla çalıştığımız için onları bu anlamda da destekliyoruz. Çünkü çok büyük referanslar olduğu vakit sanatçılar çok daha çabuk bir şekilde kariyerlerinde ivme kazanabiliyorlar. Doğal olarak da, bizim o konuda en iyi örneğimiz Elif Tutka oldu. Sarp Evliyagil’in yeni açtığı Müze Evliyagil aldı Elif’in ilk işini. Daha henüz solo sergisi olmadan büyük koleksiyonlara gitti. Bunların içerisinde çok büyük isimler var. Diğer önemli projemiz de Ergin İnan projesiydi. Ergin İnan uzun yıllar bir kitabının olmasını çok arzu ediyordu. Dünden bugüne bütün eserleri toplayan bu kitabın yapılması için de Sevil Dolmacı Art Consultancy olarak çok çaba sarfettik. Doğru isimleri bir araya getirdik. O’na bu sergi ve kitapla beraber uzun zamandır kapsamlı bir sergi yapılmamıştı. Biz bu sergiyi organize ettik. Müzayedelerde ve ikinci el pazarda yatlarını kontrol etme yetkisine ulaştık çünkü artık eserler atölye dışında sadece Sevil Dolmacı Art Consultancy’den temin edilebiliyordu. Biz iki buçuk yıllık süreçte kurumsallaşmış isim olarak Ergin İnan’da genç isim olarak da Elif Tutka’da güzel bir başarı yakaladık.

Peki alıcı neden sanat danışmanı ile çalışmalıdır?

Alıcı birçok nedenden dolayı sanat danışmanı ile çalışmalıdır. Biz sadece “bu eseri al, öbür eseri alma” diye kir verip ya da, “elimizdeki sanatçıların eserlerini alın” ya da “bunlar daha iyidir” gibi tavsiyeler vermiyoruz. Öncelikle piyasa ve sanat tarihi konusunda bilgilendiriyoruz. Bir eseri neden almalı ya da o sanatçının o eserini neden almamalı, bunu da anlatabiliyoruz. Mesela Ömer Uluç’un 80’li yıllarda yaptığı eserler. Bunlar 90’lı ve 2000’li yıllarda ürettiklerine göre daha pahalı. Yeni koleksiyon yapmaya başlamış bir isim neden 80’leri almalı, neden 80’leri aldığında daha farklı bir yat veriyor, bunlar konusunda bilgisi yok. Keza sadece Ömer Uluç değil, Kemal Önsoy için de geçerli bu. Burhan Doğançay’ın neden kurdelesi alınır? Adnan Çoker’de ne yapması gerekir? Mavi dönemi nedir? Bulunabilir mi? Bunun gibi çok fazla sanat tarihi bakımından detay var. Ayrıca sanat tarihiyle örtüşen piyasa bilgileri var, bir de piyasayla örtüşmeyen sanat tarihi bilgileri var. Bunları biz alıcıya anlatıyoruz. Ama en son kararı onlara bırakıyoruz. Biz bu tavsiyeleri verdikten sonra hiçbir şekilde alıcıya bir baskı veya zorlama yapmıyoruz. Onun dışında eserine bir zarar mı geldi? Restorasyonla ilgili onlara danışmanlık hizmeti veriyoruz. Buna aracılık ediyoruz. Bünyemizde restoratörler var. Fiyat ekspertizliği mi istiyorlar? Bunun için onlara yat ekspertizliği raporu hazırlayabiliyoruz. Kurumumuzun böyle bir yetkisi var. Orijinallikle ilgili soru işaretleri mi var kafanızda? Orijinallik belgesini temin edebilmek için aracılık ediyoruz. Bizden bir eser çıktıysa da bu eserin bütün serti kaları ve belgelerini temin ediyoruz. Aslında piyasada aktif olarak her konuda danışmanlık hizmeti veriyoruz. Küratöryel bir düzenleme mi istiyor? Buna cevap verebiliyoruz. Davet mi düzenleyecek, koleksiyon kitabı mı çıkartacak? Koleksiyon kitabını çıkartması için A’dan Z’ye biz organize edebiliyoruz. Fotoğraf çekiminden kitap yazımına, kitabın tasarımından matbaasına kadar teslim edebiliyoruz. Yurtdışında bir eser mi beğendi? Ve dedi ki bize “pazarlığını yapar mısınız, ithalatını gerçekleştirebilir misiniz?” Kapısına kadar biz bunu temin edebiliyoruz. Ya da yurtdışından eser mi almak istiyor? Genç bir isime yatırım mı yapmak istiyor? Bu konuda ona tavsiyeler verebiliyoruz. Biz çağdaş sanata yönelmiş bir danışmanlık şirketiyiz çünkü uzmanlık alanımız bu. Ancak bizim sadece koleksiyon yönetimi, kurumlara koleksiyon yapmak, koleksiyonu yönetmek gibi ana işlerin dışında a’dan z’ye, teknikten uygulamaya kadar birçok konuda alıcıya danışmanlık hizmeti verebiliyoruz.

Yönettiğiniz onca özel koleksiyondan sonra kendi sanat danışmanlık şirketinizi oluşturma kri nereden çıktı? Bir ihtiyaç/ eksiklik olduğu kanısına mı vardınız?

Geçenlerde bir dergiye yazdığım yazıda bunun nedenlerini de açıkladım. Ama burada da küçük bir şekilde söyleyebilirim. Bir defa yurtdışıyla ilişkilerim çok sıkıydı ben DEMSA koleksiyonunda çalışırken. 2013- 2015 yılları arasında çok sık seyahat ettim. Valizim hep topluydu. Bütün fuarları gezip, bütün sergilere koşturuyordum Amerika’dan Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki önemli sanat etkinliklerine kadar. O esnada tabii ki tanıştığım, konuştuğum, iş yaptığım ya da yapmak için istişarelerde bulunduğum çok önemli isimler vardı. Bu isimlerden bir tanesi benim çok dikkatimi çekmişti. 2009 yılında verdiğim bir röportajda da aslında bu var. O zamanki hayalim de buydu. Ben Sandy Heller diye biriyle tanıştım. Benden bir yaş büyük bir beyefendi. O zamanlar o da Amerika’nın o günlerde çok ihtişamlı alımlar yapan bir hedge fon yöneticisi olan Steve Kohen’le çalışıyordu. Bu bir şirketti. Bu şirket aylar öncesinden ekiple beraber bütün fuarlara hazırlanıyorlardı. Fuarlarda yer alan galeriler onlar için özel gösterimler yapıyorlardı. VIP’den önceki First Choice ön gösterimde bunlar zaten çoktan alımlarını ilk dakikada bitirmiş bir ekipti. Bu bende çok fazla hayranlık uyandırdı o vakit. Keza ben de çok önemli bir alıcının yanında çalışıyordum. Benim işim de kolaydı bir tara an çünkü böylesine büyük tecrübeler elde etme olanağı buldum. Sonrasında ben bu kri kafama yatırmışken Christie’s’in başındaki Amy Capellazzo bir danışmanlık şirketi kurdu. Kısa bir süre sonra da Sotheby’s bu danışmanlık şirketini 85 milyon dolara satın aldı. Sonrasında büyük galeriler kendilerine kurumsal yapıda çalışmış profesyoneller alarak sanat danışmanlık departmanları kurmaya başladılar. Bu da şunun altını çiziyor, sanat piyasasında profesyonellik eskiye oranla ayırt edici bir özellik olmaya başlamıştı ve Türkiye için de bu çok gerekli ve ihtiyaç olan bir şeydi. Biz de bu sistemi kurmaya karar verdik Türkiye’de. Daha önce çalıştığım kurumlar önemli kurumlar olduğu için referanslarım kuvvetli olarak başladım. Bu yüzden şu an çalıştığım koleksiyonlar bunlara eklemlendi. Kısa sürede güzel bir koleksiyoner kitlesiyle ve iyi bir sanatçı ve ekiple beraber aslında 2009’dan beri hayal ettiğim bir şeyin içinde buldum kendimi. O yüzden de mutluyum. Kısacası bu bir ihtiyaçtı. 

Danışmanlık verdiğiniz birey/kurumlar arasında farklar oluştu mu? Yeni koleksiyoner oluşumunda bir katkısı oldu mu bu danışmanlık şirketinin?

Aslında o dergiye yazdığım şeyleri siz de sormuşsunuz. Demek ki bugünün gündemi bu bir tara an. Son dönemde çıkan yeni bir kitap var; o da bunların altını çiziyor. Şu anki ortalama koleksiyoner yaşı 59 ama bugün dünyadaki devinimi sağlayan kitle 30-50 yaş arasındaki genç, aktif ve heyecanlı kitle. Biz de burayı açarken bu kitleyi hedef aldık. Şimdi baktığınızda benden kir almaya, her ha a belli bir saatini ayıran genç adamların bir çoğu yaşça benden küçük. Bunlar iyi eğitimler almışlar, belli ailelerin çocukları. Ama sanata daha az aşinalar, daha az bilgiye sahipler ve sizden bilgi almak için heyecan duyuyorlar. Bu hem nansal açıdan hem de vizyon açısından sizi geliştiren, heyecanlandıran ve daha aktif olmanızı sağlayan bir grup. Bu grubu Türkiye’de yakaladık. Bunun dışında tabii ki yine de büyük bütçeli işlere imza atan koleksiyonerler 50 yaş civarındakiler. 30 ile 45 arası çok akti er ancak bütçe olarak daha kısıtlılar çünkü aileye biraz daha bağlılar ama 50-55 yaş arasındaki yine genç diyebileceğimiz koleksiyoner kitlesi büyük alımlar yapan bir kitle.

Eserleri ya da sanatçıları seçtiğiniz belirli kriterler var mı?

Evet var. Ben sanatçıların arka planlarına çok önem veriyorum. İyi bir arka planlarının olması gerektiğini düşünüyorum. İkincisi, piyasada bir değeri olması gerektiğini benden önce en azından kurumsallaşmış olarak tanımladığımız isimlerde bir piyasa değeri, marka olmasını tercih ediyorum. Bu anlamda da portföyümü biraz daha genişletmek istiyorum çünkü çok çok iyi isimlerden talepler aldım. Bu beni çok mutlu ediyor. Gençlerdeki piyasa değerini aslında siz oluşturuyorsunuz. Ama iyi bir altyapısı, vizyoner bir kimliği olan, yani dünyanın farkında olan bir sanatçı pro li benim daha çok dikkatimi çekiyor açıkçası.

Uluslararası çalışan harika bir ekibiniz var. Bizi neler bekliyor?

Türkiye’de bu işin aslında iki tara ı bir hikayesi var maalesef. Normal bir danışmanlık şirketi olarak kaldığınız zaman belirli noktalarda yetemiyorsunuz sanatçının kariyerinde ivme kazanmasına. Niçin diye soracak olursanız, şimdi genel olarak Türkiye’deki galeriler sanatçıya yatırım yapmak için olanak bulamıyor, bunu genelleme olarak söylemiyorum. Yurtdışındaki fuarlara gitmek, kitap çıkarmak oldukça bütçeli. Bunlar çok ciddi işler. Doğal olarak da, herkesin kendine göre bir çizgisi var. Herkes her sanatçıyı kendi listesine ekleyabiliyor. Ama biz bir sanatçıyı aldığımız zaman onu sadece Türkiye’de değil (bizim böyle bir misyonumuz yok aslında- buna aracılık etme misyonumuz var) yurtdışı fuarlarında temsil ediyoruz. Ancak aracılık edebileceğimiz kurumlar az olduğu için Türkiye’de, biz kurumlara, galerilere bunun gibi ekleyemediğimiz sanatçılarımızı kendimiz yurtdışı fuarlarında temsil edelim. Biz onların projelerine destek verelim, biz onlara sergi organize edelim. Bizim böyle bir alanımız da olsun diye küçük çalışmalarımız  var. Belki de kısa sürede bu ekip daha da genişleyecek. Bir galeri de eklenecek belki bu şirkete. Böyle bir düşüncemiz de var. Ama onu önümüzdeki yıl mı yoksa daha sonraki yıl mı yaparız, tam olarak tarih veremiyorum. Önümüzdeki yıl yurtdışından getireceğimiz sanatçıların solo sergileri olacak. Bienale eklemeyi düşündüğümüz isimler var, paralel etkinlik olarak.

Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin geleceğe yönelik hedefleri neler?

Türk sanatının uluslararası platformda görünürlüğüne dair bir alanda yayıncılık, sergi organizasyonu, bir sanatçının projesinde onu desteklemek olabilir. Sevil Dolmacı Sanat ve Yatırım Danışmanlığı olarak çok önemli bir sanat projesinin arka planında var olmayı çok istiyorum. Gelecekteki en büyük hede m yurtdışında çok önemli bir organizasyonun altındaki kurguyu yapan isim olmak. Bunu başarabilirsem ben de Türk sanatı adına bir şeyler yapmış olduğumu hissedeceğim. O yüzden önemli benim için.

Sizce dünya sanat piyasasını yönlendiren dinamikler neler? Her yıl heyecanla beklediğiniz etkinlikler hangisi?

Aslına bakarsanız sanatı yöneten dinamiklerinden biri de sanat pazarı. Sanat piyasasını yönlendiren, şekillendiren şey de para bir taraftan. Gerçekten baktığınızda en son trendlerin belirlediği bir sanat ortamı var. Örnek vermek gerekirse, MoMa’da açılan bir sergi mi daha çok kişi tarafından izleniyor yoksa dört günlük bir Basel Fuarı mı? diye soracak olursanız, dört günlük Basel Fuarı her yıl tüm dünyadan binlerce izleyeni daha çok çekiyor. Bu şu demek aslında; sanatın dolaşımını büyük ölçüde para sağlıyor. MoMa’daki serginin izlenme oranına bakın, diğer tara an da yılda bir kez dört günlüğüne gerçekleştirilen etkinliğin izlenme oranına bakın. İşte MoMa’daki sergide yer alan sanatçının ne kadar güçlü bir isim olduğu tabii ki çok önemli, keza Amerika’da iseniz bir sanat profesyoneli olarak kesinlikle uğrarsınız. Ama olmazsa olmaz bir şey var, o da her yıl Basel’e herkes gider. Frieze’e herkes gider. Bu şu demek oluyor, yani pazar çok önemli. Pazar sanatın şekillenmesinde, ivme kazanmasında, sanat profesyonellerinin bir amaca hizmet etmesinde hepsinin altında yatan şey aslında bu: sanat pazarı. Fuar anlamında soracak olursanız, önümüzdeki yıl Basel’e ve Frieze’e gidilecek. Bu yıl deneyimleyeceğimiz bir Düsseldorf Fuarı olabilir. Çünkü ben daha önce Almanya’daki fuarlara gitmedim. İstanbul Bienali beni çok heyecanlandıracak. Tate’deki Fahrelnissa Zeid sergisini heyecanla bekliyorum. Amerika’da Robert Rauschenberg Retrospektif Sergisi ve New York Frieze’e gitmek istiyorum. Bunlar benim hem işim dolayısıyla gitmek zorunda olduğum sanat etkinlikleri hem de beni kişisel anlamda heyecanlandıran etkinlikler.

Ofisinizin her köşesi sanat eserleri ile dolu. Sizin kişisel koleksiyonunuz nasıl evriliyor?

Ben çağdaş sanat ile uğraşıyorum ve avangard işlerle iç içe olarak yetiştim. Öğrencilik zamanımda 2002-2004 yılları arasında İngiltere’de bulundum. O dönemde İngiliz sanatçılar çok popülerdi. Sarah Lucas’lar, Tracey Emin’ler, şimdi herkes tarafından tanınan bu sanatçılar ve onların işleri, o dönemde daha avangard duruyorlardı. Keza bu sanatçılar faaliyetlerine 90’ların sonunda başlamışlardı ama Türkiye’den giden bir sanat öğrencisi için 2000’lerde bu sanatçıların yaptıklarını eşzamanlı olarak deneyimlemek hem keyi i hem de ayrıcalıklı bir durumdu. Bir Tony Oursler sergisi vardı mesela Lisson Gallery’de. Mesela Anthony Gormley’i o zamanda görmek keşfetmek. Gavin Turk’ün çöp torbalarına bakmak. Daha o zamanlar bunlar gibi sanatçıları izlemek, keşfetmek. Mesela Marc Quinn’in çok enteresan işleri vardı. Bunlarla uğraşmak iç içe olmak sizi heyecanlandırıyor ama benim sanat tarihçisi olmamın dışında en keyif aldığım şey daha klasik sayılabilecek işler. Çünkü geleneksel malzemeyi çok seviyorum. Tuvali, yağlıboyayı, pentürü çok seviyorum. Dolayısıyla kendi koleksiyonum da bu yönde çeşitleniyor. Malzeme ve teknik yönünden avangard işler fazla yok. Nejat Melih Devrim, Ekrem Yalçındağ, Ergin İnan, Ömer Uluç var. Avangart işlere nazaran daha klasik sanatçılar ve işler var. Tamamen klasik denilemez ama günümüzde avangard olarak kabul ettiğimiz işlere göre daha klasik işler biriktiriyorum.

Koleksiyona başlamak isteyenler için vermek istediğiniz ipuçları var mı?

Bir kere her koleksiyona başlayan key ne göre eser alıyor. Bir süre sonra -bir iki veya üç yıl içerisinde- kendini profesyonel bir ortamda buluyor. Yani kendi yolunu bulan biri, koleksiyon oluşturma işini daha çok içselleştirmiş olduğu için daha emin adımlarla gidiyor. Ama artık bizim gibi kurumlar var.

Kurumlar demeyeyim ama -çünkü bu alanda Türkiye’de bizden başka kurumsal anlamda hizmet veren başka kurum yok- ancak bu işi kurumsallaşmadan yapan isimler de var. O ismi iyi seçmek gerekiyor. Danışmanlara gidip oluşturmak koleksiyon ile ilgili feedback alabilirler. Çünkü alacakları feedback’ler aslında sonrasında yatırım yönünden ellerinde kalacak birçok eseri en azından edinmemiş olmalarını sağlayacaktır. Çünkü zamanında, ben çok iyi biliyorum, büyük koleksiyonlarda çok ciddi reler oldu. Ancak bu reler o koleksiyonerlerin yönetebilecekleri relerdi. Çünkü çok yüksek alımlar yaptılar. Dolayısıyla bütçeleri kısıtlı olan ya da bu relerin motivasyon açısından olumsuz durum teşkil edeceği koleksiyonerlerin öncelikle doğru isimlere danışmaları gerekiyor. Sonrasında kendi zevklerine göre bir yol çizmeliler. Bir yol bulmalılar. Ancak bu yolu bulabilmek için sanat camiasında kaç tane farklı yol var bunu öğrenmeliler. O yollardan artık hangisini tercih etmek isterlerse onu seçmeliler. Ancak daha sonrasında koleksiyon re verse veya koleksiyonu revize etmek istese bile dönüşümü kolay olabilecek eserler alırlar ve böylece yatırım anlamında kayıpları olmaz. Neticede sanat, büyük paraların söz konusu olduğu bir yatırım. O yüzden bir sanat danışmanına gitmelerini öneriyorum. 

 

http://www.sevildolmaci.com/tr/proje/sanatci-konusmasi-elgiz-muzesi-loris-cecchini
15. İstanbul Bienali’ne paralel etkinlik olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’de 12 Eylül-2 Kasım 2017 tarihleri arasında “Seed Syllables” isimli bir sergi gerçekleştiren İtalyan sanatçı Loris Cecchini, 12. Contemporary Istanbul sanat fuarının VIP programı çerçevesinde, Elgiz Müzesi’nde bir sanatçı konuşması gerçekleştirdi. 13 Eylül 2017 Çarşamba günü saat 11:00’de Elgiz Müzesi’nde gerçekleşen, Angelo Bucarelli’nin moderatörlüğünü yaptığı bu konuşmada Cecchini, İstanbul’daki sergisinde yer alan eserlerinin yanı sıra kariyerinin ilk yıllarından bugüne kadar başta Elgiz Koleksiyonu olmak üzere tüm dünyada çeşitli kurumsal ve özel koleksiyonlarda yer almış ve sergilenmiş eserlerini anlattı.
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/dunyada-ve-turkiyede-sanat-piyasasinda-neler-oluyor

İstanbul Art News - Mart, 2017

SEVİL DOLMACI
Sanat Danışmanı, Sevil Dolmacı Art Consultancy Kurucusu

Son yıllarda sanat pazarı, galeri yönetimi üzerine okuduğum bazı kitaplar ve duyduğum bazı sanat haberleri Türkiye’deki mevcut sanat pazarı üzerine yoğunlaşmamı sağladı. Türkiye’de son iki yıldır Sevil Dolmacı Art Consultancy’de, öncesinde ise çalıştığım kapsamlı uluslararası koleksiyonlarda edindiğim tecrübelerle, söz konusu bilgiler birleşince Istanbul Art News için sanat pazarı üzerine bir deneme yazısı yazmaya karar verdim.

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı siyasi problemler sebebiyle dünya ile sanatsal anlamda derinleşemeden kopan bağımız (fuarların ve bienallerin yabancı sanatçı ve koleksiyonerleri çekmekte zorlanması, bazı galericilerin ve kurumların Türkiye’ye planladıkları yatırımlardan vazgeçmeleri vs.) buna ek olarak iç piyasada da dövizin yükselişiyle tedirgin olan lokal sanat alıcısını, özellikle küçük esnaf ve orta ölçekteki galerileri oldukça etkiledi. Galeriler iki yönlü kayba uğradı: İlk kayıpları bu tedirgin ortamda galeriyi ve dolayısıyla sanatçılarını destekleyen alıcı kitlesinin alımlarına ara vermesi ya da alımlarını durdurması. Diğer kayıp ise galerilerinin kendilerine gerekli finansal dönüşü/yatırımı yapmadığını düşünen, savunan sanatçı grubu oldu. Peki galeriler bu kadar küçük bir sanat ortamında nasıl revize olup her iki kaybı telafi edecek çareler bulmalı?

Galerilerin pek çoğu maddi kaybı karşılamak üzere ‘ikinci el pazar’da kurumsallaşmış isimlerin eser satışlarını da portföylerine eklediler. Ancak bu da bir çözüm olmadı, çünkü bu güvensiz ortamda iyi eser çıkması oldukça zordu. Keza müzayede evleri ve ikinci el esere odaklanmış alternatif mekanlar da onların işini zorlaştırıyordu. Bu kez yurtdışından sanatçı getirmek ve yenilenmek, koleksiyoner ağında çeşitlilik sağlamak, yani bir anlamda müşteri portföyünü genişletmek üzere yeni arayışlara girdiler. Ancak ortalama bir sanatçının bile Türkiye’ye getirilme şartları ve dövize bağlı yüksek bütçeler galerileri zorladı. Bu nedenle küçük ve orta ölçekteki pek çok galeri çizgisini koruyamadı, misyonlarını unuttu. Kendi içlerinde yaşadığı bu karmaşa ve dağılma koleksiyonerlere de yansıdı, onlarda da tedirginlik yarattı. Çünkü bugüne kadar destekledikleri çoğu sanatçı ortada kalmıştı. İyi olan birkaç sanatçı ayakta kalmayı ba- şarırken, diğerleri piyasadaki vaat edilen görüntü- sünü kaybetti. Sanatçısına yatırım yapmayan galericiler, koleksiyonerler tarafından da eleştirilmeye başladı. Galericiler de kendi taraflarından bakıldığında haklı gerekçelere sahiptiler: Atölyeden satış yapan sanatçı, yatırımı ne kadar hak ediyordu? Türkiye’de düzgün bir sistemin olmayışının verdiği açıklar her zaman kullanılmaya müsaitti. Aslında sadece Türkiye’de değil, dünyada da bunun örnekleri var. Mesela Damien Hirst. Serveti bugün 400 ile 600 milyon dolar arasında olduğu tahmin edilen Hirst, 2008 yılında çalıştığı galerileri bypass ederek eserlerini direkt Sotheby’s müzayede evine verdi. 223 eserinin 216’sı toplam 198 milyon dolara satıldı.

Bugün Türkiye’de küçük ve orta ölçekli galerilerin yaşadığı dağılma, bir nevi çizgisini koruyama- ma hali ve pazar payının çoğunu büyük galerin alıyor oluşu sürpriz olmadığı gibi bu coğrafyaya ait bir durum da değil. Dünyada Amerika, İngiltere ve Almanya’da yapılan araştırmada da benzer durumlar ve pazar payları mevcut. Galerilerin yüzde 16’sı milyon dolar üzerinde bir gelir elde ediyor. Yüzde 7’si 5 milyon doları aşan gelir sağlıyor. Yani sadece birkaç galeri gerçekten para kazanıyor. Üst düzeydeki Amerikan ve İngiliz galerileri Almanlara göre daha büyük iş hacmine sahipler. ABD ve İngiliz galerilerinin yüzde 22’si milyon dolar üzerinde gelir elde ediyor, yüzde 5’i 5 milyon dolar üzerinde kazanıyor. Amerikan ve İngiliz galerileri Alman galerilere göre daha iyi durumdalar. Alman galerilerinin yüzde 4’ü milyon doları aşarken yüzde 66’sı 200 bin dolardan az gelire sahip. Magnus Resch’ye göre galeriler ya zorluklar karşısında çizgisini koruyamıyor veya kendini yeni sistemlere göre güncelleyemiyor. Türkiye’de de benzer nedenlerden dolayı galeriler kan kaybediyor veya kapanıyor.

Türkiye’de cirosu milyon dolar üzerine çıkan, az sayıda da olsa galeri var. Ülkemizde uluslararası görünürlüğü olan, kurumsallaşmış altı galeri mevcut. Söz konusu galeriler, uluslararası ölçekte galericilik işleyişiyle dünya müzeleri, küratörleri ve kurumsal koleksiyonları ile ilişkilerini başarılı bir biçimde sürdürüp, ana fuarlara katılabilen galeriler. Söz konusu altı galerinin birkaçı güçlü finansal olanağa sahip, diğerleri ise bünyelerindeki güçlü sanatçılar ve profesyonel işleyişleriyle bu listeye dahil.

Peki bugün iyi bir galeri olabilmek için Magnus Resch neler diyor? Öncelikle, hedef kitle eski, kemikleşmiş isimler olmamalı. Dünya çapında yapılan araştırmaya göre ortalama koleksiyoner yaşı 59 iken bugün devinimi sağlayan 30-50 yaş aralığındaki alıcılar. Daha aktif ve heyecanlılar. Türkiye’de de durum pek farklı değil aslında. Sanata meraklı, genç, entelektüel, yüksek gelirli yeni nesil, diğerlerine oranla galericiler için vizyon ve finansal açıdan daha verimli.

Resch için ikinci önemli konu, galerilerin öncelikle kendilerine ait bir marka yaratmaları: Bu markanın iyi bir yönetici tarafından yönetilmesi ve marka danışmanlarıyla yapılanması üzerinde duruyor. “Günümüzde profesyonellik oldukça ayırt edici bir özellik” diyen Resch’in bu sözleri son dönemde sanat dünyasında yaşanan iki önemli olayla teyit edilmiş oluyor: İlki, Sotheby’s müzayede evinin 85 milyon dolar vererek, Christie’s müzayede evinin başarılı uzmanı Amy Cappellazzo ve arkadaşı sanat danışmanı Allan Schart- zman ile hukuk kökenli banker Adam Chinn’in kurduğu 22 aylık danışmanlık şirketi olan AAP’yi satın alması. Diğeri ise başarılı galerici Dominique Levy’nin, Christies’in güçlü oyuncusu Brett Gorvy’i ortak alarak uluslararası danışmanlık hizmeti de vermeye başlaması. Söz konusu olaylar dünyada yeni stratejik güncellemelerin, profesyonelleşmenin ve markalaşmanın en iyi örnekleri. Sotheby’s ve Dominique Levy Gallery oldukça iyi işleyen bir sisteme sahipken bile kendilerini yeni sistem arayışları ile güncelleyerek başarılarını devamlı kılıyorlar. Fakat iyi işler yapsa da sistem güncelleyemeyen, zorluklara direnemeyen, John Baldessari ve William Leavitt gibi sanatçıları temsil eden Los Angeleslı galerici Margo Leavin, 42 yıllık geçmişine rağmen işi bıraktığını açıkladı. New York’lu McKee Gallery Ağustos 2015’te 41 yıl sonra galerisinin kapılarını kapadı. Jeff Koons, George Condo ve Shirin Neshat’ı temsil eden Parisli galerici Jerome de Noirmont, Avenue Ma- tignon’daki mekanını kapattı. Aynı şekilde Berlin’deki Martin Klosterfelde’ye ait Galerie Kamm da kapandı.

Yeni arayışlar ve yeni öngörüler alternatif sanat platformları oluşmasını sağladı. Örneğin az önce bahsettiğimiz Amy Cappellazzo yakın gelecekte müzayede evlerinin azalacağı öngörüsü ile AAP Danışmanlık şirketini kurdu ve özel satışlara odak- landı. Amy Cappellazzo, Sotheby’s bünyesinde geçtikten sonra da özel satışlara ait departmanı yönetiyor.

İkinci el pazarda alternatif özel satışlar son dönemde daha popüler. Neden mi? Koleksiyonerler gizlilik nedeniyle daha cazip buluyorlar bu durumu. Karısından mı ayrıldı? Şirketi mi battı? Birçok sebeple elinde bulunan eserin rakamlarının ulaşılabilir kayıtlara (artprice.com vs.) geçmesini istemiyor. Satış olmadığı zamanda eserin değer kaybetmemesi ayrıca önemli. Arşivlere satılmamış olarak girilen her eserin değeri ister istemez düşüyor. Satış yapıldığı takdirde finansal aktarım daha kolay. Müşteriler bunu bugün artdealer vasıtasıyla da yapmak istemiyor. Müşterinin artan profesyonellik arayışı daha saydam organizasyonel bir yapıya işaret ediyor. Müzayede gibi kurumsallaşmış ancak daha butik ve ekip anlayışı ile her hizmeti alabilecekleri yeni yerleri cezbedici olarak tanımlıyorlar. Amerika’nın ünlü hedge fon yöneticisi Steve Kohen, sanat danışmanı Sandy Heller ve ekibi ile çalışırken 2012-15 yılları arasında tüm piyasa bunu konuşuyordu. O günlerde çalıştığım büyük koleksiyon sayesinde yurtdışında bu örneklerle yakın ilişki kurma fırsatı buldum. Söz konusu örneklerin verdiği motivasyon ile iki yıl önce Türkiye’de benzer kurumsal bir danışmanlık şirketi olarak Sevil Dolmacı Art Consultancy’yi projelendirdim. Bugün, hepsi sanat tarihinden veya sanat yönetiminden mezun, birkaçı yüksek lisansını tamamlamış ve yurtdışında eğitim almış yaklaşık 10 kişilik profesyonel ekiple birlikte farklı kategorilerde hizmet veren çağdaş sanata odaklı bir yapı oluşturdum. Türkiye’nin önde gelen işadamları ve alıcılarıyla projeler üreten, ortaklıklar yapan sistemimiz ile kısa zamanda öngörmediğimiz bir büyüme içine girdik. Referanslarımız sanat dünyasında güven kazanmamızı sağladı. Projelerimiz sanatçının kariyerine odaklanan şekilde düşünüldü. Koleksiyonerler kuru bir alıcı olmaktan çıktı, işin içine birebir olarak girdi. İki yıllık süreçte yeni/dinamik genç 30-50 yaş aralığı alıcı kitlesini hedefledik ve bünyemizde toplamayı başardık. Bunun da en önemli nedeni, alıcıların bizden farklı kategorilerde hizmetler alabiliyor oluşu. Alımlarında verdiğimiz destek yanında; fiyat ekspertizliğinden, orijinallik sertifikası aracılığına, küratöryel hizmetten, koleksiyon yönetimine, onlar adına koleksiyon analizi yapıp koleksiyon kitaplarını çıkartmaya, eser tamirine aracılık etmekten, sanatçı atölyesi ve galeri gezdirmeye, yurtdışı alımlarında kapıya kadar teslim edilebilecek şekilde tüm hizmetleri sunmaya, projeler geliştirmeye kadar uzanan kapsamlı bir iş tanımımız var. Hatta bazen teknik destek sağladığımız bile oluyor. Sevil Dolmacı Art Consultancy’i, galeri ve müzayede evleriyle de işbirliği kuran bir havuz gibi düşündük.

Sonuç olarak yazamadığım daha pek çok yanı var, sanat piyasasının. Çok derin ve çok ayaklı bir konu. Bu yazı ise bir çeşit sesli düşünme. Koleksiyonerlerin stratejileri ve profilleri başlı başına bir konu. Keza sanatçıların durumları ve piyasa görünürlükleri bir o kadar ilginç. Bağımsız çalışan art dealerlar, sanat danışmanları, küratör ve yazarların durumu da keza...

Kaynakça
− Magnus Resch, Management of Art Galleries, Phaidon, 2016.
https://news.artnet.com/market/sothebys-pays-50m-art-agency- partners-404951
https://www.bloomberg.com/news/articles/2016-12-07/christie-s-top- dealmaker-gor vy-said-to-leave-after-two-decades
http://www.forbes.com/sites/afontevecchia/2013/03/26/hedge-fund- billionaire-steve-cohens-155m-picasso-isnt-his-first-multi-million-piece-of- art/#2231f0f05030 

 

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/makale/dogayla-butunlesen-geometri-istanbul-art-news

Doğayla bütünleşen geometri Loris Cecchini, İstanbul'daki ilk sergisi "Seed Syllables" ile Sevil Dolmacı Art Consultancy'de izleyici karşısında olacak. Sanatçı bu sergisinin şimdiye kadar geometrinin temelleri üzerine oturan çalışmalarının bir uzantısı niteliğinde olacağını söylüyor.

* DİLEK ÖZTÜRK [email protected]

Fotoğraf, desen, heykel ve mekana özgü yerleştirme gibi birçok farklı alanda pratiğine devam eden, eserleri Fondation Louis Vuitton, Paris, Museo Nazionale delle Arti del XXI Secolo, Roma, GAM Torino gibi önemli koleksiyonlarında yer alan italyan sanatçı Loris Cecchini, Sevil Dolmacı Art Consultancy'de "Seed Syllables" adlı sergisiyle izleyici karşısında olacak. 12 Eylül-2 Kasım tarihleri arasında görülebilecek "Seed Syllables", sanatçının İstanbul'daki ilk sergisi. 2017 Venedik Bienali paralelinde Fondaco dei Tedeschi'de 8 bin parçadan oluşan modüler enstalasyonu sergilenen Cecchini, "Seed Syllables" sergisinde de aynı tür paslanmaz çelikten oluşan ve farklı formlar alan modülleriyle Sevil Dolmacı Art Consultancy'nin Narmanlı apartmanındaki mekanını dönüştürecek.

Projelerinize baktığımızda, çalışmalarınızın fotoğraftan kolaja, mekana özgü yerleştirmelere ve hatta deneysel mimari örneklere kadar geniş bir ölçeğe yayıldığım gözlemleyebiliyoruz. Kariyerinizin başlangıcından bu yana üretim süreçleriniz nasıl değişti?

Benim için uzun ve heyecan verici bir yolculuk oldu. Bu yolculuğa İtalya'da resim eğitimi alarak başladım. Toskana ile Milano arasında gidip geliyordum. Sonra güzel sanatlar akademisine geçtim. Analog ve dijital fotoğrafla uğraşıyordum, her iki medyumla da çok ilgiliydim. O sıralarda beden, vizyon gibi Baudrillard gerçekliği ile ilişkili siber kültürle çok ilgiliydik. Bu sebeple dijital fotoğraf bana bir direktör gibi çalışma fırsatı tanıdı. Tekil ve ikili görüntüler arasında paradoks kurarak, gerçeğin ne ve nasıl olduğu ile ilgili hikayeler yazıyordum. Beş yıl fotoğrafla çalıştıktan sonra heykele döndüm çünkü bir şeyleri elimle yapmaya, dokunmaya ihtiyacım vardı. Kariyerim boyunca malzemeler benim stilimi belirleyen en önemli etmen olmuştur. Heykele başladığımda kauçuk kullanarak birebir modeller yapıyordum. Kauçuk; objeyi farklı bir gerçeklikte dönüştürüyor, yeni bir dile döküyor benim için. Kauçuk, nesneleri nötralize eden bir malzeme. Aynı zamanda gerçek mi değil mi olduğunu kavrayamadığımız şeylerle de karşı karşıyayız heykelle. Yolculuğumun başlangıcında tüm olay bu gerçeklik sorgusu etrafındaydı.

Fiziğin basit kurallarını kullanarak bazı yansımalar ve etkiler yaratıyorsunuz. Analog-dijital arasındaki dilemmanızın sonucu belki de... Çalışmalarınızı bir mimari-yapısal uzantı mı yoksa kendi içinde mimari strüktürü olan eserler Loris Cecchini, kişisel sergisi, Galleria Continua, Çin, 2013 olarak mı görüyorsunuz? Çalışmalarınız yeni bir peyzaj mı yaratıyor?

Ben çalışmalarımı hâlâ obje olarak tanımlayabiliyorum çünkü heykelsi bir bakış açısıyla başlayıp bir mekana dönüşüyorlar. Bu açıdan, mimari bir yaklaşım olması da çok doğal. Bu benim için bir bariyer değil, tam aksine muhteşem bir deneyim. Her seferinde farklı peyzajlar deneyimliyorum ve farkına varıyorum. Bu süreçte de mimariye tepki veren çalışmalar yapmaya çalışıyordum. Heykelleşen mekanlara, özelliklere de müzelere bakacak olursanız, etkileşimi çok zor mekanlar bunlar. Buralarda gerçekleştirdiğim modüler çalışmalar benim için gerçekten bir tepki niteliğinde. Başka bir yerde, başka bir bağlamdaki mekanın içinde dans edebilmeliyim. Bu, çalışmamın bir organizma gibi mekanla köprü kurduğu andır ve ben de ancak o zaman özgür olabilirim.

Çalıştığınız malzeme ve yöntemler sanat pratiğinizi belirleyen en önemli dinamiklerden biri. Fiziksel ve dijital arasında nerede duruyorsunuz? Dijital sürekli devam eden mimari parametrik bir yaklaşım bana göre. Doğanın kanunlarından öğrenen bir parametre. Birçok mimar bana şunu soruyor: Tasarladığın modüler parçalar parametrik mi?

Hayır değil çünkü bir organizma gibi hareket etmek istiyorum. Bu, bir bitkinin büyüme doğası ile de aynı ama ben bunu çok emprik bir şekilde yapıyorum, daha önce hiç bilim eğitimi almamama rağmen. Ben Leonardo da Vinci ile yetiştim ve büyük ihtimalle bugünkü sanat ve üretim kültürümün başlangıç noktası da bu oldu. Leonardo o kadar çok şeye aynı anda bakıp ilgileniyordu ki, her şey bir konuya bağlanmalıydı ona göre. Bu emprik yaklaşım, bana özgürlük verdi ama aynı zamanda birçok kez yanılma ve hata yapma, yıkılma özgürlüğü de... Çünkü bir şeyi inşa etmeden ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamazsınız. Bu sebeple önce suluboya ile başlayan, sonra da 3D üretimler ile biten bir sürecim var.

Bu sene Venedik Bienali kapsamında, Fondaco dei Tedeschi'de sergilenen "Waterbones" isimli yerleştirmenizde de bu üretim sürecini okuyabiliriz değil mi?

Venedik'teki yerleştirmem 8 bin parçadan oluşuyordu. Eğer doğa ve bilim arasındaki ilişkiye dönecek olursak; aynı zamanda var olan tüm bağlantılarınızı da yansıtması açısından, bu yerleştirmedeki sekiz bin parça bir metafor. Görsel bir obje, bakanın gözünden birden çok farklı hali ile okunabilir. Konuştuğunuz dil, kültürünüze göre algılarınız değişir. Ben de bu yerleştirmede tam da bunu yapmak istiyorum. Bir sanat eserinin bu kadar 'açık' olması onun gücündedir. Sanatçı birden çok anlam ve ifade ile çalışır. Bu açıklık beni de bir sanatçı olarak birçok farklı disiplinle kesiştiriyor. 15 yıl boyunca mimarlardan birlikte proje yapmak için telifler aldım çünkü sanatçılara ihtiyaçları var, onlardan daha çok özgürlüğe sahipsiniz sanatçı olarak.

2006 yılında MoMA'da sergilenen "Cloudless" isimli çalışmanızın için nasıl bir süreç geçirdiniz?

"Cloudless", 50 bin balondan oluşan bir yerleştirme. Yalnız bu plastik balonlar piyasada bulunmuyor, hepsi el üretimi. Bu açıdan benim için çok özel bir projeydi. Bu çalışmayı ilk önce Pekin'de, Çin'deki yoğun nüfusa atfen göstermiştim. Bu çalışma aslında bir diyagram ama aynı zamanda bir bulut çünkü içerideki organik strüktür deri ve alüminyum ile inşa edildi. Pekin'den sonra Şangay Bienali ve onun ardından da MoMÂ PSl'da gösterdim. MoMA'dan sonra "Cloudless", Paris'e Palais de Tokyo'ya taşındı. O sırada MoMA PSİ, Alain Heiss tarafından yönetiliyordu. "Cloudless"ı görünce "Bunu istiyorum ama küratörsüz bir şekilde" dedi. Bu aşamada da birkaç küratör arkadaşıma bu iş ile ilgili yazı yazmalarını istedim. Kendi işim hakkında aslında benim söylemek istediklerimi yazmaları müthiş bir deneyimdi benim için. Bu sebeple küratörlerin sanatçıların çalışmaları hakkında daha çok yazması gerektiğini düşünüyorum.

Sevil Dolmacı Art Consultancy'de gerçekleştireceğiniz "Seed Syllables" serginizde neler göreceğiz? Galeri mekanım nasıl kullanmayı, ne gibi başlıklar açmayı düşünüyorsunuz?

Bu sergi için Sevil Dolmacı ile birlikte galeri mekanıyla etkileşim yakalayan bir kurgu düşünüyorum. Galeri mekanının içerisinde yer alan sütunların olduğu duvarda, bir bitki gibi çalışan bir mekanizma yapmayı planlıyorum. Bu sergi, şimdiye kadar geometrinin temelleri üzerine oturan çalışmalarımın bir uzantısı niteliğinde olacak. Aynı zamanda geometriyi doğayla da bütünleştirerek göstermek istiyorum. İslam sanatındaki geometrik formları çok etkileyici buluyorum. Bence tüm bu geometrinin arkasında doğa ve doğanın düzen-düzensizlik ilişkisi yaüyor. Yani kozmik bir yaklaşım var. İslam sanaündaki muhteşem simetrik yaklaşımı kullanmayı planlıyorum. Bu bağlamda da Baü kültürü ve bu kültürün heykelleşmesi ile İslam sanatındaki doğa ve geometri arasında bir ilişki yaratmak istiyorum.

Farklı kültürler ve şehirler arasında yaşamak ve çalışmak üretiminizi etkiliyor olmalı.

Evet, her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz, hem teknoloji hem de kültür ve gündelik yaşam hakkında. Mesela dûn İstanbul'da Arapça bir yazıyı inceliyordum. Bu yazıyı alıp, önünüze koyup günler, hatta haftalarca izleyebilirsiniz. Sonunda da onunla ilgili bir şey yaparsınız. Benim için her yeni kent, özellikle mimarisi ve yemekleriyle yeni şeyler öğrendiğim bir deneyim haline geliyor.

Neden yemek?

Çünkü yemeğin içindeki yaratıcılık aslında o yörenin insanı hakkında da ölçülebilecek bir bilgi verir. Buradaki ölçüden kastım aslında insanların nasıl yaşadığıyla ilgili ipuçları. Mesela Çin çok büyük bir ülke. Burada öğlen ya da akşam yemeği yediğinizde; içinde her şey olan yüzlerce tabakla karşı karşıya kalırsınız. Yemeğin içindeki yaratıcılık da insanların çevirisidir bence.

Tasarım markalarıyla da iş birlikleriniz var. Tasarımın seri üretim anlayışı ve sanattaki spontaneliği, tekilliği nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Genellikle bu ikisi ile alışagelenden daha farklı bir biçimde oynuyorum. Eğer bir saat için çizim yapıyorsanız, pratik ve fonksiyonel olması lazım. Yani kendi temanızı ve bakış açınızı tasarıma uyarlayabilirsiniz ama sonrasında ûreüm ve kullanma ile ilgili birçok dinamiği de göz önünde bulundurmanız, piyasa dinamiklerini incelemeniz gerekir. Bu incelemeden ve süreçten de çok şey öğrenmiş ve kazanmış olursunuz çünkü sanatsal süreçten çok daha farklı bir süreçle karşı karşıyasınız. Tasarım markaları da sanatçılardan artık imza niteliğinde çalışmalar istiyor. Jeff Koons' un Louis Vuitton için yapüğı çantalar gibi...

"Seed Syllables" serginize verdiğiniz ismi açıklar mısınız?

Çalışmalarımın başlıkları için her zaman kelimeleri kanşürmayı sevmişimdir. Ne gördünüz ile ilgili hissi harekete geçiriyor bu kelime oyunları. Tohum kelimesi de özgün, eşsiz bir eserin modülü fikrini çağrıştırıyor. "Seed Syllables"ın farklı anlamları var. Biri, mantraların temeli demek. Bir mantra yapılmaya başlandığında, bu cümlenin sadece bir kısmını söyleyip, cümleyi kısaltmaya başlıyorlar ve sonunda cümle sadece bir sese dönüşüyor.

İstanbul serginizden sonraki planlarınız nedir?

Şubat ayında Glaeri Continua'da bir sergim var ve sonrasında Paris'te Le Centquatre'da bir projede yer alacağım. Kasım ayında 2019 Avrupa Kültür Başkenti Matera'da kolektif bir projede yer alıyor olacağım. Bunlar dışında daha kişisel projelerim olacak. İsviçre'de 60 metrekarelik küçük bir ev inşa edeceğim. Çin'de Hiersun isimli bir mücevher markası için de bir proje geliştiriyorum.

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/basin/hurriyet-kitap-sanat-18082017

Röportaj: İhsan Yılmaz

Böcekler benim için bir dil...

Çağdaş Türk resminin önde gelen ustalarından biri Ergin İnan. 2017’de sanatının 50’nci yılı dolayısıyla bir dizi sergi gerçekleştiriyor. İstanbul, Ankara ve İzmir’den sonra dördüncü sergisini Bodrum’da Turgutreis Şevket Sabancı Kültür Merkezi’nde açtı. İnan’la Mevlana’dan Kafka’ya uzanan, Doğu-Batı senteziyle oluşturduğu fantastik dünyasını konuştuk, sanattaki 50 yılının muhasebesini yaptık. 

50’nci sanat yılı kutlamaları kapsamında son serginiz Bodrum’da açıldı. Oldukça önemli bir yıldönümü. Neleri düşündünüz sergiyi hazırlarken?

Bodrum’daki daha çok son dönem benim yaptığım işleri de kapsıyor ama aynı zamanda 2000’li senelere bir geçiş olanağı sunuyor. Bu sergi benim 2000’li senelerde yaptığım en önemli eserlerden biri olan’ 2’li Kümbet’i kapsıyor. Bu kümbet ikiye ayrılmış bir şeydir. Bir tarafı Berlin’dir, bir tarafı İstanbul’dur. Bu benim yaşam şeklimdir. Biri Berlin’deki yaşam şeklim, diğeri ise İstanbul’da yaşadığımız bir zaman içerisinde yaptığım bir kümbet. Bunlar şu anda Bodrum’dalar. Yine 2000’li yıllara ait bir ‘İz Mektubu’, oğluma hitap ederek yaptığım bir eserdir. Ondan sonra bir ‘El’ var... Aşağı yukarı aynı dönemde yapılmıştır. Bunların dışında son dönemlerde yaptığım eserlerim ‘İkili Yüzler’ ön plana çıkıyor. Ayrıca uzun soyut figürler ve böcekler temalı bir resim kapsamı içerisinde bir yerleştirme yaptık. 50. yılımda eserlerimi bir araya getirme süreci Bodrum’da böyle yansıdı. Mekân da biraz ön plana çıkıyor tabii. Koyacağınız eserler ne kadar olmalı, bu mekânı kaç eserle doldurmalısınız veya Bodrum’daki ışığın ortaya koyduğu o çok ışıklı ortamda gene böyle renkli eserlerin bir arada olması da daha ön plana çıktı.

Kendi varuloşunu eserlerinde sürekli sorgulayan bir anlayıştaki sanatçının geçmiş 50 yılına bakışı, hesaplaşması nasıl oldu?

Elbette kendi varoluşunuzu sorguluyorsunuz. Bir yaşam şekliniz var. Her insana verilmiş bir yaşam zamanı var. Bir zaman dilimi var. O zaman dilimi içerisinde kendimizi bulmaya çalışıyoruz aslında. Hem ruhsal olarak hem de etrafımızla birlikte bulmaya çalışıyoruz. Yani o atmosferde kendinizi nerede bulmaya çalışıyorsunuz. O anda da ürettikleriniz ortaya çıkıyor. Yani bu 50 seneyi düşündüğünüz zaman gezdiğiniz, gördüğünüz ya da etkilendiğiniz eserlerin de biraz resim anlayışınıza katkısı oluyorsa da hep kendi içinizde, kendi varoluşunuzu sorgulayarak doğru şekilde bir resim anlayışı ortaya koyuyoruz. Ve koydum da zannediyorum.

Bugüne gelene kadar da tabii bir sürü evrelerden geçtik. 64’lerde, öğrenim yıllarında, 67’de Mehmet Siyahkalem’in resimlerini tanıyışım Topkapı Sarayı’nda... Ondan sonra tabii sanat tarihini iyice kurguluyorsunuz, öğreniyorsunuz. Onun ötesinde bir şey var etmeye çalışıyorsunuz. O kurgu içerisinde de ‘Grotesk Figürler’ ortaya çıkıyor. Grotesk figürlerdeki o ekspresif yaklaşım... ‘Dostlara ektup’ adı altında yaptığım, böceklerle yaptığım resimler... Daha sonralara geldiğimizde zaman zaman eski sayfaları resimlerime katmam... Etkilendiğiniz bir atmosferde o eski yazıları resimlerinize katmak istiyorsunuz. O eskimişliği resminize katmak istiyorsunuz. O sayfaların eskimişliğini katmak istiyorsunuz. Resminizin görüntüsünü var etmeye çalışıyorsunuz.

Onun ötesinde bugüne kadar geldiğim zaman hatırlıyorum mesela, son dönemlerde hep ‘İkili Yüzler’ yaptım. Bunlar etrafımda oluşan ve beni etkileyen bir atmosferin ikili yüzler olarak yansıması. Çünkü hep farklılıklar ortaya çıkıyor, ikilikler ortaya çıkıyor o atmosferde. Sosyal yaşantı da öyle oldu Türkiye’de. Ben de o yüzleri yaptım hep 2007’den sonra. Aslında bu Kafka resimleri ile başladı. Kafka’nın fikir anlayışı ve okuduklarım sayesinde ona bir saygı niteliğinde bu resimler ortaya çıktı. Ama daha sonra 2007’de de daha büyük boyutlarda ikili yüzler yaptım. Onlar da bugünün esprisi.

Aklıma bir fikir geliyor bazen. Yazılması gereken bir fikir oluyor bunlar. Resim farklı bir şeydir, yazı farklı bir şeydir aslında. Yazı bir dildir. Söylenir, konuşulur. Ama resim öyle değil. Resim görsel bir şey. Tamamen var ettiğiniz iç dünyanızdaki bir hayal, bir biçimleme unsurudur. Orada insanların görmesi, yorumlaması anlam ifade etmiyor. Orada siz kendi başınızasınız. Ama o yazılar belki bir katkıda bulunuyor. Çünkü o anda o figürleri yaptığım zaman aklıma gelen biraz edebi, biraz da düşünce bazında bir şeyler yazıyorum. O da resimde yerli yerine oturuyor aslında, böceklerle birlikte. Böyle bir yapı oluştu. Son resimlerimde bütün o atmosferi kurguladım ve bu sergiye çalıştım.

Mevlana’dan Kafka’ya uzanan düşünce evreninize son dönemde eklemlenen şeyler oldu mu?

Böcekler benim için bir dil. Çünkü orada hakikaten bende bir mektup yazma isteğiyle başladı böcekleri resmime katışım. Bir ressama anlatamayacağınız sözcükler vardır. Ona onun diliyle hitap edersiniz. Öyle oluştu o resim anlayışı. Ondan sonra resimlerime böcekler hep yansıdı. Mektup gibi değil fakat başka biçimlerde, daha çok kendimi bir böcek olarak gerekli yerde gerekli şekilde kullanarak gelişti. Kaligrafi ise benim için daha evvel de söylediğim gibi bir eskimişlik, bir yıpranmışlık. O yıpranmışlığın getirdiği bir hüzün. Onun içinde başka şeyler var, çünkü edebi dilde anlatmak çok zordur. Hüzün de değil aslında. Onun ötesinde bir geçmişi var. Bir zaman dilimi var, zamanı anlatmak var. Hepimize verilmiş bir zaman var, bunu da biliyorum bir insan olarak. Yapabileceklerimizi de bu kurgu içerisinde geliştirmeye çalışıyoruz. Kaligrafi bu benim için. Yoksa içindeki yazılanlar veya ne söylediği değil. Sadece onun o yıpranmışlığı, eskimişliği, koyduğu bir duygu var. Güzel bir estetik de var ayrıca. Benim için bunlar önemli kaligrafide.

Beden önemli çünkü hep anatomi çizdim. Leonardo’yu çok sevdim öğrenim sıralarında. Mikelanj’ı (Michelangelo) sevdim. O yapıyı, o anlatımı, o dili sevdim. Eğitimden gelen bir alışkanlık belki bedeni çizmek. Ama bedeni çizerken de bir resim olayı koyuyorsunuz, gerekli kılınıyor belki de. İnsan olarak gerekli kılınıyor. İnsan biziz; benim veya sizsiniz. Onun için çizerek hep var etmeye çalışıyorum o biçimleri.

Sergideki eserler arasında yağlıboyaların dışında, kümbetler, bronz heykeller de bulunuyor. Farklı malzeme kullanımını belirleyen ne oluyor?

Bir biçimsellik arayışı oluyor. Heykel de öyle çıkmıştır zaten. Biz sanatçılar çoğunlukla tek yüzeyle uğraştığımız gibi zaman zaman üç boyutlu şeylere dokunmaya, onları şekillendirmeye ihtiyaç duyduk. Düşüncelerimizi o boyutta var etmeye çalıştık. Bir sürü bronz heykel ve yine kümbeti ortaya koyuyorum, kümbet fikri benim için üç boyutlu ama içinde insan barındıran bir yapı olarak görüyorum ben kümbeti. Onun için birisine İstanbul, birisine Berlin dedim ama ben kendimi hep ortaya koydum orada. Daha farklı boyutlarda da kümbetler yaptım zaman içerisinde. Bu benim için resmimi üç boyuta taşıdığım bir düşünce şekli. Ötesinde başka bir şey aramamak lazım.

Son dönemde daha çok beden ve böcekler öne çıkıyor sanatınızda, kaligrafi biraz geride kalmış gibi.

Evet kaligrafi biraz geride kaldı çünkü etkitepki var. Etki-tepki içerisinde sanat yapmak çok zor oluyor. Yaptığınız işler bir tepki görüyorsa sizi de rahatsız ediyor. Rahatsız edince de bir düşünceyi kenara atıyorsunuz. O konuda düşündüğünüz şeyleri geri plana itmeye çalışıyorsunuz. Bu da bu zamanın ne kadar sanatçıyı serbest bırakıyor ve ne kadarı zincirliyor, onu gösteriyor. Zamanın veya ortamın ve sosyal yaşamın getirdiği bir şey.

Sanatçının esinlendiği şey ile dışa vurduğu şeyin birbirinden çok farklı olduğunu söylüyorsunuz. Esinlenilen şey ile dışavurma aşamasına gelene kadar nasıl bir süreç işliyor?

Esinlenmek aslında içinizde yaşattığınız bir düşünce şekli. O sizi hep itekler ama ortamını bulmanız lazım. Uygun çalışma ortamınızı bulduğunuz anda o itekleme, yani içinizdeki o dürtü, ilham şeklinde ortaya çıkıyor. Ondan sonra kendinizi konsantre etmeniz lazım. Özellikle yalnız olduğunuz bir ortamı bulduğunuz zaman bir eseri şekillendirebiliyorsunuz. Çokluk içerisinde olmuyor.

Ergin İnan’ın ‘50. Sanat Yılı’ sergisi Turgutreis Şevket Sabancı Kültür Merkezi’nde 30 Eylül’e kadar görülebilir.

 

 

 

 

 

https://youtu.be/CipJGKQXlu8
Video için bağlantıya tıklayınız.
An Interview with Loris Cecchini Seed Syllables / Sevil Dolmacı Art Consultancy 12.09.2017 - 02.11.2017
http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/haber/ergin-inan-kitabi-yayinda

Çağdaş Türk sanatı tarihinde sanat düşüncesi ve üslup yönünden özgün bir yere sahip olan Ergin İnan, sanat yaşamının 50. yılında, Sevil Dolmacı Art Consultancy tarafından hazırlanan arşiv niteliğindeki kitabıyla sanatseverlerle buluşuyor.

Almanya Humboldt Üniversitesi öğretim üyelerinden olan ve sanatçının tüm sanat yaşamına tanıklık etmiş Dr. Elisabeth Wagner ve Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Zeynep Yasa Yaman tarafından yazılan makalelerin yer aldığı kitap, hem bir Ergin İnan retrospektifi olacak hem de sanat tarihine kaynaklık edecek formatta hazırlandı.

Ergin İnan'ın sanat yaşamının 50. yılı onuruna hazırlanan kitapta, sanatçının 60 ve 70'li yıllarda gerçekleştirdiği grotesk figürler ve psiko-portrelerden başlayarak ilkini 80'lerde gravür tekniği ile yaptığı Mesnevi Serisi’ne, 90’lı yıllarında yaptığı Binbir Böcek Serisi’nden, 2000’li yıllardaki İlyas Mektubu, Kafka Serisi ve son dönemlerdeki Grotesk Kafalar, İkili ve Üçlü Kafalar Serisi'ne kadar sanat yaşamının en çarpıcı ve başyapıt niteliğindeki eserlerine odaklanıyor. Kitapta ayrıca Türkiye'nin önde gelen koleksiyonlarında bulunan Ergin İnan eserleri de yer alıyor.

Sevil Dolmacı Art Consultancy olarak Çağdaş Türk resminin mihenk taşlarından Prof. Dr. Ergin İnan'a, yarım asırlık sanat serüveni onuruna yayınladığımız bu kitap vesilesiyle teşekkür etmek istedik.

Kitaba Patika Kitabevi'nden ulaşabilirsiniz.

http://www.sevildolmaci.com/tr/haberler/haber/laurence-jenkellin-bonbonu-07062017-christies-pariste-280000-euroya-alici-buldu

Sevil Dolmacı Art Consultancy sanatçılarından Fransız heykeltraş Laurence Jenkell katıldığı önemli event’ler ve imzaladığı müze sergisi anlaşmaları ile uluslararası platformda yükselişine devam ediyor. Söz konusu kariyer ivmesi uluslararası piyasalarda fiyatlarının yükselmesini sağladı. 7 Haziran 2017’de Christie’s Paris Müzayede Evi’nde Jenkell’in Alüminyum bonbonu 280.000 Euro'ya alıcı buldu. Türkiye’de önemli kurum ve özel koleksiyonlara kazandırdığımız Jenkell Bonbon’larını temsil etmekten gurur ve mutluluk duyuyoruz. Gelecek sezonda sergi ve kitap projelerimizle Türk izleyenlerini yeniden sanatçımız Laurence Jenkell ile buluşturacağız.

Henüz bir ana sayfa içeriği oluşturulmadı.

Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı

Narmanlı Apartmanı

Tarihi Narmanlı Apartmanı’nda günümüze kadar pek çok sanatçı, tarihçi ve önemli devlet adamı yaşadı.

Geçmişten bugüne İstanbul’un en gözde semtlerinden olan Teşvikiye, bugün de bu koca şehrin binbir rengini barındıran; yaşamla, sanatla iç içe geçmiş canlı ve hareketli bir dokuya sahip.

Teşvikiye’nin en güzel köşesini tutmuş olan Narmanlı Apartmanı da hem bu dokuyu oluşturan, hem de bu dokuyla şekillenen en önemli yapı taşlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Sevil Dolmacı Sanat Danışmanlığı da bu ayrıcalıklı dokunun bir parçası olarak bu tarihi binada yerini almaktadır.

Yazılar

11 Ekim 2017 - 12:45

DOĞA VE BİLİMİ HARMANLIYOR

 Petek KIRBOĞA

 italyan sanatçı Loris Cecchini doğadan ilham alarak...

05 Ekim 2017 - 17:00

ham:mzemin Yaratıcı Etkileşim Serileri: Miras Paneli

Ekin Bozkurt

...

04 Ekim 2017 - 17:00

‘Tasarım Tomtom Sokakta' Etkinliğinin 3'Üncüsü Düzenlenecek

IHA

‘Tasarım Tomtom Sokakta’ etkinliği...

03 Ekim 2017 - 17:00

Loris Cecchini’nin “doğası” İstanbul’u sarıyor

Melike Karakartal 

Mekanlarda dönüşüm...

01 Ekim 2017 - 16:30

LORİS CECCHİNİ NARMANLI APARTMANI' NDA

Loris Cecchini Narmanlı Apartmanı'nda Kurulduğu günden bu yana uluslararası sanat kurumlarında...

27 Eylül 2017 - 14:15

Türkiye'deki ilk sergisini açan İtalyan sanatçı Loris Cecchini onuruna sanat tutkunları için özel bir davet düzenlendi. 

Soner Gömleksiz...

24 Eylül 2017 - 14:00

Güneri Civaoğlu / Tohum ve Heceler

Milliyet

Uzakdoğu inançlarında “mantra” anahtar sözcüktür....

20 Eylül 2017 - 13:45

Hello / Loris Cecchini'den Türkiye'de İlk Sergi

Sevil Dolmacı Art Consultancy

20 Eylül 2017 - 13:30

Haber: Zafer Tektaş

17 Eylül 2017 - 14:00

Sevil Dolmacı Art Consultancy, 15. İstanbul Bienali'ne paralel olarak İtalyan sanatçı Loris Cecchini'yi "Seed Syllables" adlı sergisiyle Narmanlı...

İletişim

Maçka Cad. Narmanlı Apt. Kat 4, No:24/32 Teşvikiye
34365 Şişli - İstanbul / Türkiye

+90 212 258 95 85

[email protected]